MESAİ SAATLERİMİZ

Telefon Numaralarımız;
+90 252 317 05 28
Mesai Saatlerimiz;
Hafta İçi: 09:00-17:00
Cumartesi: 09:00-13:00
Acil Durumlarda 24 Saat GSM' numaralarımızdan Ulaşabilirsiniz...

Haberler

Karın Ağrısı Karın ağrısı çocuklarda en sık görülen, anne babayı endişelendiren yakınmalardan biridir. Ani başlangıçlı ( akut ) veya uzun süreli ( kronik ) olabilir. Genellikle masum nedenlere bağlıysa da, bazen de zaman kaybetmeden müdahale edilmesi gereken ciddi hastalıklarla ortaya çıkabilir. Karın Ağrısına Neden Olan Hastalıklar Nelerdir? Akut Gastroenterit : Çocukta en sık karın ağrısı nedenlerinden biri rotavirüs gibi virüslerin veya bazı bakterilerin yol açtığı mide barsak enfeksiyonlarıdır. Karın ağrısıyla birlikte ishal, kusma, ateş görülür. Apandisit : Çocukta önce göbek çevresinde başlayan karın ağrısı, saatler geçtikçe karnın sağ alt tarafına yerleşir. Çocuk bir şey yiyemez, kusmaya başlar. Yürüyemez, iki büklüm yatıp kalır. Kabızlık: Çocuklarda sık görülen bir karın ağrısı nedenidir. Gaz sancısı : Çocuk karında yer değiştiren keskin bir ağrı tarifler. Beraberinde kusma, ishal yoktur. Gıda zehirlenmesi : Balık, tavuk, mayonez gibi şüpheli bir gıdanın alımından birkaç saat sonra karında kramp tarzı ağrılar, kusma, ardından da ishal başlar. Barsak tıkanıklığı : Karın ağrısına yol açan acil durumlardan biridir. Şiddetli karın ağrısı, sarı- yeşil, safralı kusmalar olur. Çocuk gaz, gaita çıkaramaz. Fonksiyonel karın ağrısı : Beraberinde ishal, kusma, kabızlık, kilo kaybı yoktur. Göbek çevresinde hafif bir ağrı tarifler. Tam nedeni bilinmemektedir. Çocuğa endişe veren, ilgi görmek istediği durumlarda ortaya çıkabilir. İdrar Yolu Enfeksiyonu : Karnın alt tarafında ağrı, idrar yaparken acıma, sık idrara çıkma, ateş gibi bulgular görülür. Ülser : Mide bölgesinde yanıcı bir ağrı olur. Yemek öncesi, sabah ve gece ağrı daha şiddetlidir. Kanlı gaita görülebilir. Ailede ülser öyküsünün oluşu tanıya yardımcıdır. Hepatit : Karaciğer iltihabına genellikle virüsler neden olur. Çocukta halsizlik, bulantı, kusma, karnın sağ üst bölgesinde ağrı, sarılık görülür. Jinekolojik nedenler : Genç kızlarda adet sancısı da sık görülen bir karın ağrısı nedenidir. Karın Ağrısı Olan Çocuğa Yaklaşım Nasıl Olmalı? Kendini iyi hissettiği pozisyonda yatıp dinlenmesine izin verin. Yedirmeye çalışmayın. Eğer alabiliyorsa, az az sıvı almasını sağlayın. Doktorunuza danışmadan herhangi bir ilaç vermeyin. Doktora gitmeden karın ağrısıyla birlikte olan bulguları ( ishal, kabızlık, ateş …gibi), ağrının yerini, azaltan veya arttıran faktörleri not ederseniz tanı konmasına yardımcı olacağınızı unutmayın. Fonksiyonel karın ağrısında da çocuğun rol yapmadığını, gerçekten ağrı hissettiğini bilin ve onu suçlamayın. Karın Ağrısında Ne Zaman Doktora Başvurmak Gerekir? Eğer karın ağrısı 12-24 saatte geçmiyorsa veya sık sık tekrarlıyorsa Karın ağrısı, göbek çevresi dışında başka bir bölgedeyse ( Özellikle karnın sağ alt tarafında olan karın ağrılarında apandisit olasılığını göz ardı etmemek gerekir !) Çocuğun genel durumu kötü görünüyorsa ( Anne baba kendi hislerine güvenip hareket etmeliler, kimse çocuğunuzu sizin kadar iyi tanıyamaz ) Uzamış kusma varsa ( 12-24 saati geçen kusmalar ) Sarı- yeşil, safralı kusmalar varsa Kanlı kusma varsa Kanlı ishal varsa İdrar yapmada ağrı, sık idrara çıkma varsa çocuk doktoruna başvurmalısınız. Doktor Ne Yapar? Doktor çocuğu ayrıntılı bir muayeneden geçirir. Bazen muayene bulguları ve sizin verdiğiniz bilgiler tanıya ulaşmada yeterli olur. Bazen de karın filmi, ultrason, gaita incelemesi, idrar testi, bazı kan testlerinin görülmesi gerekebilir. Eğer, ilk muayenede karın bulguları belirgin değilse, doktor çocuğu takibe alıp birkaç saat içinde muayenesini tekrarlamak isteyebilir. Bazen de cerrahi bir nedenden şüphelenirse, çocuğu bir cerrahın da görmesi gerekebilir.  ? Details...

Doğuştan Kalça Çıkığı  Doğuştan Kalça Çıkığı, çocuklarda sık görülen, erken anlaşılıp tedavi edilmezse kalıcı sakatlıklara yol açabilen bir sorundur. Üst bacak kemiğinin başı ile kalça eklemi arasında değişik derecelerde uyumsuzluk vardır. Bebek anne karnında gelişirken oluşan bazı problemler, kalça çıkığına neden olur. Kızlarda, ilk bebeklerde, makat gelişiyle doğan bebeklerde ve ailede kalça çıkığı öyküsü olanlarda daha sık görülmektedir. Genellikle, kalça tek taraflı olarak etkilenir. Hiç belirti vermeyebilir. Bebeğin bir bacağı daha kısa görünebilir, uyluktaki cilt kıvrımları asimetrik olabilir. Bebeğin bacaklarını rahatça yana açamadığı farkedilebilir. Bebeklikte anlaşılmamış vakalarda, yürümeye başladığında yalpalama, topallama, parmak ucunda yürüme görülebilir. Sağlam bebek izleminde, doktorunuz kalça kontrollerini de yapacak, şüphelenirse kalça grafisi veya ultrasonu ile kesin tanıyı koyacaktır. Daha sonra bir ortopedi uzmanına gönderileceksiniz. Özel bazı cihazlar veya alçılar yardımıyla kalça eklemi istenen pozisyona getirilecek, normal gelişim sağlanacaktır. Tedaviye ne kadar erken başlanırsa, sonuç o kadar iyi ve tedavi o kadar kolay olacaktır. Geç kalınmış vakalarda, ameliyat gerekli olacaktır. Bebekte tam gelişmemiş bir kalça eklemi mevcutsa, kalça çıkığına meydan vermemek için bebeği sıkıca sarıp kundaklamaktan, hareketini kısıtlayacak sıkı kıyafetler giydirmekten, küçük bez kullanmaktan kaçınmak gerekir.  ? Details...

Zatürre Zatürre ( tıbbi adıyla pnömoni ) virüs, bakteri gibi etkenlerin yol açtığı, akciğer dokusunun tek veya iki taraflı enfeksiyonudur. Enfeksiyon, genellikle basit bir soğuk algınlığı, üst solunum yolu enfeksiyonu gibi başlar ve ilerler.  Zatürrenin lafı bile anne babaları korkutsa da, riskli bazı gruplar dışında ayaktan tedaviyle yüz güldürücü sonuçlar alınan bir hastalıktır. Bağışıklık sistemi zayıf, iyi beslenememiş, kronik hastalıkları olan çocuklar, prematür bebekler, sigara dumanına maruz kalan çocuklar daha riskli gruplardır, zatürreyi ağır geçirebilir, tedavi için hastaneye yatmaları gerekebilir.     Belirtiler Nelerdir? Ateş, titreme, üşüme, terleme Öksürük, balgam Göğüs / sırt ağrısı Hızlı nefes alıp verme Göğüste hırıltı Nefes alıp verirken göğüs duvarında içe çekilmeler Kusma Başağrısı Kas ağrısı Halsizlik, iştahsızlık Bebekte emmeyi reddetme görülebilir Nasıl Bulaşır? Hasta kişiyle yakın temasla, onun aksırık, öksürüğünden, aynı tabak, çatal, kaşığı kullanmakla bulaşır. Ancak, mikrobu alan herkeste zatürre görülmeyecek, bazıları hafif bir üst solunum yolu enfeksiyonu geçirecektir. Nasıl Tanı Konur? Şikayetleri dinleyen doktor, muayeneden sonra akciğer filmi, kan testleri, balgam kültürü gibi testler isteyebilir. Nasıl Tedavi Edilir? Bakterilerin yol açtığı zatürreler antibiyotikle tedavi edilir. Çoğu hasta, antibiyotik tedavisini evde alabilir. Tedaviyi doktorun önerdiği süre boyunca almak, iyileşme görülünce kesmemek çok önemlidir. Viral kaynaklı zatürrelerde antibiyotikler işe yaramaz, hastanın genel durumunu destekleyici tedaviler yapılır. Solunum sıkıntısı, morarmaları olan hastalar hastaneye yatırılarak tedavi edilirler. Bol sıvı alımını sağlamak iyileşmeye, balgamın atılmasına yardımcı olacaktır.  Doktor önerisi olmadan, rasgele öksürük şurubu kullanmak yarardan çok zarar verebilir. Öksürük, vücudun balgamı atmak için ihtiyaç duyduğu normal bir savunma mekanizmasıdır. Ağrı kesici, ateş düşürücüler bazen gerekli olabilir. Korunma İçin Neler Yapabiliriz? Çocukluk çağı aşıları; H.influenza, kızamık gibi bazı zatürre etkenlerine karşı koruyucudur. Çocuklarda en sık zatürre etkeni olan pnömokoklara karşı 2 yaş altında kullanılabilecek pnömokok aşısı artık ülkemizde de mevcuttur. Grip aşısı da riskli çocuklar için yararlıdır. Çocuklarımızın aşılarının tam olmasını sağlamalıyız. Çocukları, bebekleri sigara dumanına maruz bırakmamalıyız. Anne sütü alan bebeklerin her tür enfeksiyona karşı daha korunaklı olduğunu unutmamalı, bebeklerimizi mümkün olduğunca anne sütüyle beslemeliyiz. Çocuklarımızı hasta kişilerle temastan korumalı, enfeksiyonların sık görüldüğü mevsimlerde onları kalabalık ortamlarda bulundurmamaya gayret etmeliyiz.  Anlayacağı yaşa gelince çocuklarımıza el yıkamanın önemini anlatmalı, el yıkama alışkanlığı kazandırmalıyız. Dengeli beslenmelerini sağlamalıyız.  ? Details...

BEŞİNCİ HASTALIK Beşinci hastalık, parvovirüs B19 adlı virüsün yol açtığı döküntülü bir hastalıktır. Özellikle 5-15 yaş arası çocuklarda görülür. Çocuklarla temasta olan, önceden bu virüsle karşılaşmamış erişkinlerde de görülebilir. Beşinci Hastalık Nasıl Bulaşır? Nasıl Belirti verir?  Hastalık etkeni olan virüs, kişiden kişiye hava yoluyla, örneğin aksırık, öksürükle bulaşır. 1-3 hafta kadar süren kuluçka döneminden sonra gribe benzer yakınmalar ortaya çıkar. Hasta kişi bu dönemde çevresi için bulaşıcıdır. Ardından yanaklarda tokat atılmış görünümü veren bir kızarıklıkla döküntü başlar. Birkaç gün içinde kol ve bacaklarda dantel görünümlü bir döküntü ortaya çıkar. Nadiren vücuda da yayılabilir. Beşinci hastalığın döküntüsü kaşıntılıdır. Hastalığı erişkin yaşta geçirenlerde, kadınlarda daha sık olmak üzere eklemlerde ağrı ve şişlikler görülebilir. Ateş, halsizlik olabilir. Bazen de hiç belirti vermeden geçirilebilir. Döküntü yaklaşık 1 hafta kadar sürer. Sonraki birkaç haftada; ısı değişiklikleri, stres, efor gibi tetikleyicilerle döküntünün tekrar çıkıp kaybolduğu görülebilir. Hastalığı geçiren kişi ömür boyu bağışıklık kazanacaktır. Beşinci Hastalık Tehlikeli midir? Beşinci hastalık, bazı riskli kişiler dışında tehlikeli bir hastalık değildir, masum bir döküntülü hastalıktır. Bu riskli gruplar: Önceden virüsle karşılaşmamış hamileler ( Hamile kadın virüsü alırsa %5 olasılıkla bebeğe de geçebilir. Bu durumda bebekte ciddi kansızlıklara yol açabilir. Düşük veya ölü doğumlara da neden olabilir. ) Bağışıklık sistemi zayıf hastalar Kronik kansızlığı olan hastalardır. Beşinci Hastalık Nasıl Tedavi Edilir? Viral bir hastalık olduğundan etkene yönelik tedavisi yoktur, kendiliğinden geçer. Ancak ateş veya kaşıntı için rahatlatıcı ilaçlar önerilebilir. Hastayı serin tutmak, serin suyla duş yaptırmak kaşıntıya iyi gelecektir. Tedavi gerektiren diğer döküntülü hastalıklardan, ilaç ve gıda alerjilerinden ayrılması için doktor tarafından görülmesi uygun olacaktır.   ? Details...

Menenjit Menenjit, beyni saran zarların iltihaplanmasıyla oluşan, hemen tedavi edilmezse işitme kaybı, beyin hasarı ve ölümle sonuçlanabilen ciddi bir bakteriyel enfeksiyondur. Hastalığa yakalananların %95'i 5 yaş altındaki çocuklardır. Kalabalık ortamlarda bulunan çocuk ve erişkinler daha fazla risk taşırlar. Bazı virüs türleri de daha hafif bir menenjit tablosuna yol açabilirler. Ancak, bakteriyel menenjit tıbbi bir acildir. Belirtiler Nelerdir? Ateş, şiddetli başağrısı,halsizlik, iştahsızlık, ensede ağrı veya ense sertliği, bilinç bulanıklığı, uyku hali, kusma, parlak ışığa bakamama, ciltte basmakla solmayan lekeler, havale geçirme menenjitin belirtileri olabilir. Menenjit, birkaç gün süren bir üst solunum yolu enfeksiyonu veya barsak enfeksiyonu gibi de başlayabilir. Devamında çocuğun tablosu ağırlaşır, diğer belirtiler de ortaya çıkmaya başlar. Bebeklerde belirtiler daha zor anlaşılabilir. Yüksek veya düşük vücut ısısı, huzursuzluk, kucağa alınınca geçmeyen ısrarlı ağlamalar, uyku hali, beslenmede isteksizlik, kafadaki bıngıldağın normalden bombe olduğu farkedilebilir. Nasıl Bulaşır? Mikrop, solunum yoluyla veya ellerle vücuda alınır. Tanı ve Tedavi Nasıl Yapılır? Bakteriyel menenjit, tıbbi bir acildir. Çocuğun durumundan şüphelenirseniz, hemen doktorunuza başvurmalısınız. Doktor, çocuğu muayene edecek, kesin tanı için beyin omurilik sıvısından örnek alacaktır ( Bu işlemin sanılanın aksine çocuğa herhangi bir zararı yoktur, işlemin yapıldığı bölgede sinir dokusu bulunmamaktadır ). Bakteriyel etken söz konusuysa, hemen antibiyotik tedavisine başlanacak, çocuk büyük olasılıkla hastanede izleme alınacaktır. Bazen, hastayla temastaki kişilere de koruyucu ilaç verilebilir. Eğer viral bir menenjit söz konusuysa, antibiyotiklerin tedavide yeri yoktur. Ağrı kesici, ateş düşürücü, sıvı tedavisi gibi rahatlatıcı yöntemlerle hasta takip edilecektir. Menenjiti Önlemek Mümkün mü? Hijyen kurallarına uymak, sık sık elleri yıkamak tehlikeli mikropların vücudumuza ulaşmasına engel olacaktır. Bu konuda, çocuklarımıza örnek olmalı, küçük yaşta iyi alışkanlıklar kazandırmalıyız. Özellikle çocuklarda önemli menenjit etkenleri olan H.influenza ve Pnömokok adlı bakterilerden aşıyla korunmak mümkündür. Anne sütü almanın, pekçok başka faydaları yanında, bebekleri menenjitten de koruduğu gösterilmiştir.  ? Details...

Suçiçeği Suçiçeği, varisella- zoster virüsünün yol açtığı döküntülü bir hastalıktır. En sık ilkokul çağındaki çocuklarda görülür, kış sonu ve ilbaharda salgınlar yapar.  Suçiçeğinin kaşıntılı, su dolu kabarcıklardan oluşan döküntüsü önce gövde ve yüzde başlar, ardından ağız içi dahil olmak üzere tüm vücuda yayılır. Hasta çocukta ateş, iştahsızlık, halsizlik görülür. Çok bulaşıcı bir hastalıktır. Solunum yolu ve yakın temasla bulaşır . Ev içi temasta bulaşma riski % 80-90 'dır. Tüm döküntü kabuklanana kadar ( yaklaşık 1 hafta ) bulaşıcıdır. Hasta çocuk 1 hafta sonra okula gidebilir. Hastayla temastan 10-21 gün sonrasında da diğer çocuklarda döküntü başlar. Hasta çocuğun izole edilmesi önemlidir, ancak döküntü başlamadan 1-2 gün öncesinde de bulaşıcı olduğundan diğerlerini tam olarak korumak için yeterli olmayacaktır.  1 yaşı dolduran çocuklar aşıyla korunabilir. Suçiçeği geçirmemiş hamileler, yenidoğan bebekler, bağışıklık sistemini zayıflatan herhangi bir hastalığı olanlar suçiçeği ile temastan kaçınmalıdırlar. Hastalığın sık görülen ateş, kaşıntı gibi yakınmalarına karşı doktorunuz bazı ilaçlar önerecektir. Özellikle kaşıntının önlenip cilt döküntüsünün iltihaplı yaralara dönüşmesi engellenmelidir.  ? Details...

ÇOCUKLARDA ATEŞ ve ATEŞLİ HAVALE  Normalin üstündeki vücut ısısı olarak tanımlayabileceğimiz ateş, anne babaları korkutsa da aslında çocuk için zararlı değil hatta yararlıdır. Çocuk hastalıklarında, özellikle enfeksiyonlarda görülen bir bulgudur, kendi başına bir hastalık değildir. Ateş, vücudun enfeksiyon etkeniyle savaşmasını, bağışıklık sisteminin daha iyi çalışmasını sağlar. Kaç Dereceye Ateş Demeliyiz? Bu, ateşin ölçüldüğü yere göre değişir. Makattan yapılan ölçümlerde 38 derece üzeri, ağızdan 37.5 , koltuk altından 37.2, kulaktan 38 derecenin üstündeki değerler ateş olarak kabul edilmelidir. Ateş Ne Kadar Yükselirse Tehlikeli Olur?  Ateşli bir çocuğu değerlendirirken, ateşin yüksekliğinden çok çocuğun genel durumu yol gösterici olmalıdır. Ateşin ne kadar yüksek olduğu, hastalığın ağırlığının bir göstergesi değildir. Çocuklarda ateşin en sık nedeni olan basit viral enfeksiyonlar, 39-40 derece ateşe neden olabilir. Tam tersine, bazı ciddi hastalıklar da çok yüksek ateşe yol açmayabilir. Ancak 0-3 ay arası bebeklerde, normalin üstünde ölçülen bir vücut ısısı- değer kaç olursa olsun- hemen doktora ulaşmayı gerektirir. Daha büyük çocuklarda, çocuğun genel durumuna dikkat etmek gerekir. Eğer çocuk uyanık, aktifse, oynuyorsa, yiyip içebiliyorsa, uykusu iyiyse, solunumu normalse çok korkmaya gerek yoktur. Ancak eğer; uyku hali, huzursuzluk, solunum zorluğu varsa, yeme içmeyi reddediyorsa, şiddetli başağrısı varsa, ateşi düşse de genel durumu düzelmiyorsa veya ateş 24-48 saatten uzun sürerse yine doktora ulaşmak gerekir. Çoğu anne babanın ateşle birlikte aklına gelen havale geçirme olasılığı ise, ancak bazı ateşe hassas çocuklarda, ateşin ani yükselmesiyle görülmektedir. ( Buna yazının devamında ayrıca değineceğiz) Ateşin Nedenleri Nelerdir?  Virüs veya bakterilerin yol açtığı enfeksiyonlar: Soğuk algınlığı, grip gibi enfeksiyonlar ateşin sık görülen nedenleridir. Soğuk algınlığında ilk 24 saat tek bulgu ateş olabilir, diğer belirtiler arkadan gelir. Anjin, orta kulak iltihabı, ishal, idrar yolu enfeksiyonu da ateşe yol açar. Nadiren zatürre, menenjit, tüberküloz gibi ciddi enfeksiyonlar da ateşin nedeni olarak saptanabilir. Aşılar: Bazı aşılardan sonra ateş görülebilir, aşıyı yaparken doktorunuz sizi uyaracaktır. Fazla kalın giydirme: Küçük bebekler, özellikle yenidoğanlar sıcak ortamlarda fazla giyimli olurlarsa, vücut ısılarını dengeleyemediklerinden ateşleri çıkacaktır. Romatizmal hastalıklar, bağışıklık sistemi hastalıkları,lösemi, lenfoma gibi hastalıklar ise uzun süren ateşlerde araştırılması gereken nedenlerdir. Ateşli Çocuğa Yaklaşım Nasıl Olmalıdır?  Öncelikle, ateşin düşmanımız değil dostumuz olduğunu bilerek hareket etmeliyiz. Ateşin yükselmesiyle, vücut enfeksiyon etkeniyle daha iyi savaşabilmektedir. O halde, ateşli çocukta hemen ateşi düşürmeye çalışmak gereksizdir. Eğer bir enfeksiyon söz konusuysa, ateşi düşürmek enfeksiyonu daha çabuk iyileştirmeyecek, nedeni ortadan kaldırmayacaktır. Ancak çocuk ateşli dönemde kendini kötü hissediyorsa, halsizse ateş düşürücü ilaçların yardımıyla kendini daha iyi hissedecektir. Bu durumda, doktorun önereceği parasetamol veya ibufen grubu ateş düşürücüler kullanılabilir. Ateşli çocuğun, normalden fazla sıvı almasına, susuz kalmamasına dikkat etmek gerekir. Eğer ateş çok yüksek değilse ve çocuk kendini kötü hissetmiyorsa, ilaç vermeden önce üzeri soyulup ılık bir duş aldırılabilir. Bulunduğu oda serin tutulmalı, giysileri mümkün olduğunca ince ve pamuklu olmalıdır. Ateşli Havale Nedir? Ateşli havale, 6 ay- 5 yaş arası ateşe hassas çocuklarda, ateşin ani yükselmesiyle görülen bir havale ( nöbet ) türüdür. Görülme sıklığı yaklaşık yüzde 3 ‘tür. Ateşli havaleye ailesel bir yatkınlık söz konusudur. Ateşli havale geçiren çocukların anne, baba veya yakınlarında çocuklukta ateşli havale geçirme öyküsü saptanabilir. Ateşli Havalede Ne Görülür? Çocuk aniden bilincini kaybeder, vücudu, kol ve bacakları kilitlenir. Ardından kasılmalar başlar, gözleri kayabilir.Altını ıslatabilir. Rengi solar. Genelde birkaç saniyeden 1-2 dakikaya dek sürer ve kendiliğinden geçer. Kasılmaların ardından çocuk derin bir uykuya dalmış gibi görünür. Ateşli Havale Sırasında Ne Yapmak Gerekir? Çocuğunun havale geçirdiğine tanık olmak, anne babalar için korkunç bir deneyimdir. Özellikle ilk defa böyle bir olay yaşanıyorsa, soğukkanlılığını korumak, paniğe kapılmamak pek kolay değildir. Ancak elden geldiğince sakin olmak, çocuğun da yararına olacaktır. Nöbet sırasında boğulma, tıkanmayı önlemek için çocuğun başı yana çevrilir. Ağzını açmaya çalışmak doğru değildir. Üzerinde sıkı giysiler varsa, açılıp gevşetilmesi uygun olur. Nöbet sonrası, ateşi düşürmek için ilaç verilebilir. İlk ateşli havale mutlaka doktor tarafından değerlendirilmeli, ateşe neden olan etken saptanıp buna uygun tedavi başlanmalıdır. Tekrarlayan ateşli havaleler geçiren çocuklarda, aileye nöbet sırasında makattan verilecek, nöbeti durduracak bir ilaç önerilebilir. Ateşli Havalenin Tehlikesi Nedir? Korkutucu görünümüne rağmen, ateşli havale geçirmek çocuklarda kalıcı bir hasara, nörolojik bir bozukluğa neden olmaz. Bir kez ateşli havale geçiren çocuk, ateşli olduğu dönemlerde tekrar havale geçirebilir. Yaşı büyüdükçe bu risk azalacak, 5-6 yaştan sonra ateşli havale görülmeyecektir.  ? Details...

Katılma Nöbeti Katılma nöbeti, çocukluk çağında, özellikle 2 yaş civarında sık görülen, anne babayı korkutan, ancak neyse ki göründüğü kadar korkunç olmayan nöbetlerdir. Görülme sıklığı yaklaşık % 5 'tir. 6 aydan önce nadirdir, 5 yaş civarında da kaybolur. Nöbet öncesinde çocuğun keyfini kaçıran bir olay olur. Örneğin istediği birşeyin kendine verilmemesi, istediğini yaptıramaması gibi bir olay sonucu yaşadığı hayal kırıklığı veya kızgınlık, korku, canının yanması nöbeti tetikler. Çocuk ağlamaya başlar, ağlama sırasında aniden nefesini tutar, ardından morarır, katılır.Bir diğer türünde ise, rengi bembeyaz olur. Bilincini kaybeder, yaklaşık 30-60 sn içinde kendine gelir. İlk katılma nöbetinde, havale ile giden hastalıklardan ayırt etmek için çocuğun doktor tarafından görülmesi gereklidir. Demir eksikliği bu durumun görülme sıklığını arttıracağı için, tam kan sayımı kontrolü istenecektir. Çok sık tekrarlayan, ciddi nöbetler varsa, ilaç önerilebilir. Katılma nöbeti sırasında fazla ilgi göstermek, nöbetin tekrarlamasını teşvik eder. Bu nedenle; anne babanın çocuğun zarar görmeyecek bir pozisyonda olduğundan emin olduktan sonra, mümkün olduğunca kayıtsız kalması gereklidir  ? Details...

Hepatit A Hepatit A, hepatit virüslerinden birinin yol açtığı karaciğerin iltihabi hastalığıdır. Hepatit virüsleri A'dan G'ye dek uzanan geniş bir yelpazede yer alırlar, farklı özellikleri vardır. Hepatit A, ülkemizde sık görülen, zaman zaman okullarda salgınlar yapan bir hepatit türüdür. Hastayla yakın temasla, enfekte su ve gıdayla bulaşır.  Mikrop alındıktan sonra bir kuluçka döneminin ardından; cilt ve göz aklarında sararma, iştahsızlık, halsizlik, bulantı, kusma, koyu renkli idrar görülebilir. 6 yaş altı küçük çocuklar, sarılık olmadan, hatta hiç belirti olmadan da hastalığı geçirebilirler. Gençler ve erişkinlerde daha ağır seyredebilir. Hasta kişi, belirtiler görülmeden önceki birkaç haftalık dönemde de bulaşıcıdır. Bulaşıcılık sarılık veya diğer belirtiler görüldükten bir hafta sonrasına kadar sürer. Kesin tanı kan testleriyle konur. Özel bir tedavisi yoktur, hastanın genel durumunu destekleyecek tedaviler verilir.Tedavide antibiyotiğin yeri yoktur.  Hijyen kurallarına dikkat etmek, özellikle el yıkama ile enfeksiyondan korunmak mümkündür. En güvenli yöntem ise, 2 yaştan sonra iki doz halinde yapılan aşıyla korunmaktır.  ? Details...

Altıncı Hastalık ( Roseola İnfantum ) Anne babaların altıncı hastalık adıyla tanıdığı Roseola, herpes ailesinden bir virüsün yol açtığı döküntülü bir hastalıktır.  Ateş nedeniyle hastaneye götürülen bebeklerde sık görülen bir enfeksiyondur. En sık 6-18 aylar arasında, bazen diş çıkarma ile birlikte görülür. Önce, bebekte 40 dereceye varabilen bir ateş görülür.( Diş çıkarma tek başına asla bu kadar yüksek ateş yapmaz ) Ateşin bu kadar yüksek olması, anne babayı endişelendirir. Bu endişe oldukça haklıdır, çünkü ateşe hassas bebeklerde ateşli havaleler görülebilir. Ateş düşürücü alınca, bebeğin biraz daha keyifli olduğu görülür. Bu yüksek ateşli dönem, 3-4 gün sürebilir. Bu sırada bebekte yapılan muayenede, tanı koydurucu belirgin bir bulgu saptanmaz. Ateşli dönemin ardından, aniden ateş kaybolur ve özellikle gövde, boyun ve kollarda soluk kırmızı döküntü ortaya çıkar. İşte artık ateşin nedeni ve hastalığının adı belli olmuştur. Bağışıklık sistemi normal olan çocuklarda, herhangi bir komplikasyona yol açmaz   ? Details...

--= NFSP =--

Kızıl Kızıl, çocuklarda görülen ateşli ve döküntülü bir hastalıktır. Anjine yol açan streptokok adlı bakterinin bazı türlerinin ürettiği bir toksin, hassas kişilerde kızıl döküntüsüne yol açar. Diğer çocukluk çağı döküntülerinden en önemli farkı antibiyotik tedavisi gerektirmesidir.  Hastalığın başlangıcında boğaz ağrısı ve ateş vardır. Çocuk kendini oldukça kötü hissetmekte, başağrısı, karın ağrısı, bulantıdan şikayet etmektedir. Mikrop, boğaza alındıktan 2 gün sonra döküntü görülür. Döküntü yüz ve enseden başlayıp vücuda yayılır. Kasık ve koltuk altında daha yoğun olabilir. Hafif ciltten kabarık, kaşıntılı bir döküntüdür, dokununca zımpara kağıdı hissi verir. Bu sırada, hastanın dili de beyaz veya kırmızı çileğe benzer bir görünüm alabilir. Kesin tanı, boğazdan alınacak kültürde streptokok bakterisinin gösterilmesiyle konur. Streptokok anjini geçiren biriyle yakın temas, aynı bardak, çatal-kaşığı kullanmakla mikrop bulaşır. Temastan sonra kuluçka dönemi 2-5 gündür. Ancak, kişinin hassasiyetine bağlı olarak aynı mikrobu alan başka biri, cilt döküntüsü olmadan sadece anjin geçirebilir. Hasta kişi, tedavi başlandıktan 24 saat sonra artık bulaşıcı değildir.  Kızılda, en önemli nokta doktorun önerdiği antibiyotik tedavisini uygun şekilde kullanmak, önerilenden önce kesmemektir. Doktorunuz, eğer iğne değil de ağızdan tedaviyi tercih ederse, antibiyotik şurubu 10 gün vermeniz gerekecektir. Bu, boğazdan mikrobun tam olarak silinebilmesi ve romatizmal ateş gibi komplikasyonları önlemek için gereklidir. Çocuğun boğazı acıyacağı için kolay yutabileceği sıvı, yumuşak kıvamlı gıdalar vermek, ılık tuzlu suyla gargara yaptırmak rahatlatıcı olacaktır. Ateş için doktorunuzun önereceği ateş düşürücüyü birkaç gün kullanmanız gerekebilir. Günümüzde kızıl artık korkunç bir hastalık değildir, ancak tedavi edilmesi gereken bir döküntülü hastalık olduğu da unutulmamalıdır.  ? Details...

DİL SEÇİMİ

English Arabic Bulgarian Croatian Czech Danish Dutch Finnish French German Greek Hindi Italian Japanese Korean Norwegian Polish Portuguese Romanian Russian Spanish Swedish Catalan Filipino Hebrew Indonesian Latvian Lithuanian Serbian Slovak Slovenian Ukrainian Vietnamese Albanian Estonian Galician Hungarian Maltese Thai Turkish

İSTATİSTİK

BUGÜN66
DÜN336
BU HAFTA1835
BU AY7708
TOPLAM771538

(C) BilCELL
Doktorun Notları
İnek Sütü İle Beslenme

  İNEK SÜTÜ İLE BESLEME

     İnek sütünün ilk bir yıl kullanımı çok sakıncalıdır.İnek sütü kullanıldığında çocukta
istemediğimiz bir çok yan etkiler ortaya çıkmaktadır.Bunlar:
_İnek sütü demir ve C vitamini açısından yetersiz olduğundan bağırsaklarda gözle
 görünmeyen gizli kanamalara ve sonucunda da demir eksikliği anemisine yol açar.
_İlk bir yıl inek sütü ile beslenen bebeklerde allerjik hastalıklara yakalanma oranı
 çok yüksektir.
_İnek sütünde sodyum,potasyum,klor gibi tuzlar yüksek olduğundan bebeğin henüz
 gelişmemiş böbrek faaliyetleri olumsuz olarak etkilenir ve böbreklere fazla yük biner,
 bu durum çocuğun fazla su kaybına neden olabilir.
_Anne sütü ve mamalarda mevcut olan ve bebeğin göz,beyin hücreleri ve doku
  hormonlarının gelişmesini sağlayan çok önemli yağ asitlerini inek sütü içermemektedir.
_İnek sütünün içerdiği yağ nedeniyle hazmı oldukça zordur.
_D vitamini düşük olduğu için yeterince kemik ve iskelet gelişimini sağlayamaz.
  İnek sütü ilk 1 yaşında  yalnızca anne sütü yetmediği durumlarda ekonomik durumun yetersizliği sebebiyle formül mamaların alınamadığı zamanda mecburen kullanılır !!!
 İnek sütünün proteini,kalsiyum ve fosfor oranı yüksektir,yoğunluğu da dolayısıyla
yüksektir,şeker ve yağ oranı ise anne sütüne göre azdır,bu yüzden hazırlanırken
anne sütüne benzer hale gelebilmesi için 4 aydan önce sulandırılır,içine yağ ve şeker
katılarak verilir.
 
 
                                                Hazırlanışı
          
             0-1 ay arası                       Yarı yarıya sulandırma
 
             1-4 ay arası                       2 ölçü süt 1 ölçü su karışımı
 
             4 aydan sonra                    sulandırılmaz
 
ÖRNEK 
 2 aylık bir çocuğun inek sütü hazırlanması:
 500 ml süt
 250 ml su
 2 yemek kaşığı şeker
 2 tatlı kaşığı bitkisel yağ
  
    Su ve sütü ayrı ayrı 10 dk kaynatın ve ardından tarif edildiği gibi yağ ve şeker
 ilave edin ,bu miktar günlük çocuğun alabileceği miktar olarak hazırlanabilir ve
 buzdolabında saklanır,çocuğun her öğün aldığı miktarı biberona dökün, geri kalan                 
 kısmı dışarıda bekletmeden buzdolabına koyun,o öğün için ayrılmış karışımı biberon
 içinde, sıcak su dolu bir kapta bekletin ve içilecek kıvama getirin. 
 
                                                                Hazırlayan:Dr.Sibel Kılıçaslan
                                                                                         
 
                                                                                                                                                                                         
 
 
 
                                                                          
 
Hiperaktivite

 HİPERAKTİVİTE

 
Hiperaktivite Nedir?
Çocukların aşırı hareketliliği,dürtülerini kontrol edememesi,unutkan ve dikkatsiz olması
gibi belirtiler gösteren bir hastalıktır,bu çocuklarda beynin ön bölgesinde bir çalışma kusuru vardır,dopamin  denilen bir salgı eksikliği söz konusudur,ayrıca hastalığa sebep olan bir
faktör  de kalıtımdır,%25 vakada  özellikle babalarında da hiperaktivite vardır.
Özellikleri:
Dikkat eksikliği ön plandadır,normal veya normalin üstünde zekaya sahip olmalarına
rağmen başarıları,sosyal ilişkileri ve kendine güvenleri azdır.Dikkatini toplayamadığı için
zekasını kullanamaz,sınıfta birinci olabilecekken geride kalırlar,dersten sıkılır, çıkmak ister,
sınıfta uzun süre oturamaz ve dolaşırlar,uzun süre kitap okuyamazlar,ancak görsel ve işitsel hafızaları iyidir.Kurallara uymadıkları için sürekli eleştirilirler,bu yüzden depresyona girerler,
çok fazla yaralanma ve kazaya maruz kalırlar.
Hastalığın Teşhisi:
Hiperaktivite genellikle çocuk ilkokula başladığı zaman (6-7 yaş) veya anaokuluna veya
kreşe gidip de disipline uymadığı zaman fark edilir,ancak disiplin eksikliği ve şımartılmaktan
 aşırı  yaramaz olan çocuklarla hiperaktivite hastalığı birbiriyle  karıştırılmamalıdır.
Kesin teşhis için hem aile hem öğretmenin vereceği bilgiler psikiatrist hekimin gözlemiyle
birkaç görüşme sonrasında anlaşılır ve ayrıca yine psikiatrist tarafından bazı testler ve
beyin dalgalarının ölçümü ile ortaya konulabilir.
Tedavi:
Ailenin yaklaşımı :Yanlış yaptığında ceza verme yerine oyundan mahrum etme,güzel
şeyler yaptığında ise ödüllendirilmelidir(aferin demek,öpmek gibi).
Doktor tedavisi:Dopamin eksikliğinin tedavisi,psikoterapi yapılır,genellikle 6 ay sonra
 düzelme başlar.
Tedavi edilmezse:
Büyük bir kısmında ileriki zamanlarda  hiperaktivite geçer,ancak dikkat eksikliği devam eder,okul başarıları düşük olur,okumaktan hoşlanmayan,kafa yoran işlerden kaçan kişilerin çocukluğuna bakıldığında hiperaktivite bulguları mevcut olabilir,erişkinlik döneminde bu kişiler ani kararlar verirler,maymun iştahlıdırlar,sosyal ve aile yaşantısında başarısız olurlar,mücadele güçleri zayıf ,strese karşı dayanıklılıkları az ,kaygılı ve rahatsızdırlar,sık sık depresyona girerler.
 Hiperaktiviteyi Tanımlayan Bazı Maddeler:
1)Tepkisel davranışları vardır(nedensiz vurma,itme,çelme takma)
2)Yerinde duramazlar ,sürekli kıpır kıpırdırlar
3)Huzursuzdurlar,sürekli ayaktadırlar
4)Çok hareketli ve tehlikeli davranışları vardır
5)Başladıkları  işi bitiremezler
6)Ev ödevlerini yapmazlar
7)Tırnak yeme ve parmak emme gibi alışkanlıkları vardır
8)Söylenene ters karşılık verirler
9)İnatçıdırlar(hep benim dediğim olsun isterler)
10)Arkadaşlık kurma ve sürdürmede sorunlar yaşarlar
11)Diğer çocuklara kabadayılık taslarlar
12)Arkadaşlarına karşı acımasızdırlar
13)Yalan söyler ve gerçek olmayan öyküler anlatırlar
14)Başka çocukların önerdiği olumsuz davranışları yaparlar
15)Kurallara ve kısıtlamalara uymazlar
16)Kavgacıdırlar,çabuk öfkelenirler
17)Somurtkandırlar ,küskündürler,çabuk ağlarlar
18)Düş kurarlar,dalarlar,hayalcidirler
19)Çok alıngandırlar
20)Okulda mutsuzdurlar
21)Diğer çocuklara göre çok daha fazla rahatsız edicidirler
22)Çalma huyları vardır
23)Bedensel yakınmaları çoktur(ağrı sızı gibi)
24)Başka çocuklar tarafından sık sık eleştirilir,alay konusu olur,itilip kakılırlar
25)Çabucak dikkatleri dağılır
26)Düşünmeden konuşurlar.
 
                                                      Hazırlayan:Dr.Sibel Kılıçaslan
 
 
Gaz Şikayeti

  İNFANTİL KOLİK(GAZ SANCISI) VE TEDAVİSİ

    Anne sütü ve mamalar laktoz içeren gıdalardır ve laktaz enzimi ve bağırsak bakterileri ile sindirilirken gaz oluşmaktadır.Bazı bebeklerde sindirim esnasında fazla miktarda gaz ortaya çıkmaktadır ve bebeğin 3.5-4 ayına gelene kadar sürekli sancı çekip ağlamasına sebep olmaktadır.Genellikle gaz şikayeti ile gelen bebeklerin aileleri bebeklerinin gazlarını çıkardıkları halde yinede gaz sancısı çekmelerine anlam veremediklerini söylemektedirler.Genelde gaz ve hazım problemi çekmeyen ve az ağlayan bebeklerde gün içinde, her beslenme sonrası, sadece normal miktarda gaz çıkardığı duyulmaktadır ve  normalde olması gereken de budur, halbuki
emdiği sütü sindirirken zorlanan problemli bebeklerde ise,her beslenme sonrasından hariç gün içinde de  durmadan ağızdan ve makattan gaz çıkarttığı görülmektedir.Bu yüzden bebeğiniz ne kadar gaz çıkarıyorsa bilin ki bu şikayetleri 4 ayına kadar sürekli devam edecektir.Böyle sürekli ağlayan bebeklerde ailelerin düştükleri en büyük yanılgı bebek doymadığı için ağladığı sanılmasıdır,aslında bebek emdiği sütü sindirirken gaz oluştuğu için, aralıksız beslenme bağırsakların devamlı sindirim işlemi yapmasına ve vücudun daha fazla gaz üretmesine neden olur.
    Eğer ilk 3 ayındaki bebek 15 günlükten beri iyi kilo aldığı ve doyduğu halde sürekli ağlıyorsa bu durum %99 gaz şikayetine bağlıdır,bazı aileler bebekleri devamlı ağladığı için bu şikayetlerin gazdan olduğuna ikna olmayıp gece acil servislere telaşla gidip bebeğin kulak enfeksiyonu  veya kucaklarken bir yerini incitmiş olabileceklerini veya  bebeğin karnında gazdan başka bir problem olabileceği düşüncesiyle  gereksiz tahliller,filmler,karın ultrasonografisi yaptırmaktadırlar ve bu tahlillerin hepsi de normal çıkmaktadır.
     Gaz şikayeti dışında ayrıca sinirli ve huysuz bebek üstü değiştirilirken,altı temizlenirken
de çok fazla ağlar ve sürekli anne kucağını arar ve bu bebeklerin gaz şikayetleri daha
abartılıdır,daha oburlardır ve gürültüye karşı aşırı tepki verirler.
Yapılması gerekli unsurlar:
     Öncelikle şunu söylemeliyim ki bahsedeceğim hususların gazı tamamen yok etmesi mümkün değildir ve gazı tamamen geçiren bir tedavi yöntemi de yoktur.Genellikle 3.5-4 ayına kadar (nadiren daha uzun da sürebilir)olan bu süreci her bebek ve atlatmaktadır,bazı bebeklerde gazın daha az ,bazısında daha fazla olduğu doğrudur,ancak bu tamamen fiziki yapıyla ilgilidir,gaz problemi dolayısı ile özellikle ilk defa anne olanlar, bebeklerinin ağlamasına dayanamamakta ve onunla beraber göz yaşı dökmektedirler, halbuki bebeklerinin son derece sağlıklı olduğunu ve bu durumun geçici olduğunu düşünerek sabretmeye çalışmalıdırlar.
1)Bebeklerin gaz sorunları genellikle 15-20 günlükken başlar,bu sürede bebek her ağladığında emzirilmelidir,20 günden sonra bebeğin kilo alışı da iyi ise ve gaz şikayetleri yoğun olarak başlamışsa beslenme aralarını 2.5-3 saate açmak gerekir,bebek emdikten sonra gaz şikayeti dolayısıyla ağlamaktadır,buna rağmen doymadığından dolayı ağlıyor sanılıp her yarım saatte bir beslenilerek  bebeğin gazının daha da artmasına sebep olmaktadır.Zaten göğüsleri yeterince doldurmamış ve yağlanmamış süt de bebeğe tam tokluk hissettirmez ve 1 saat sonra tekrar ağlamasına sebep olur.Bu şekilde sürekli beslenmesi gazın daha da artmasına sebep olur.
Annenin beslenmesi ile ilgili yoğun bir diyet gereksizdir,sadece gebe olmayan bir insanda da fazlasıyla şişkinlik yaratabilecek lahana,asma yaprağı,turp,nohut,barbunya,kuru fasulye gibi bakliyatlar,asitli içecekler lohusaya önerilmez.
2)Eğer anne sütüne ilaveten mama da kullanılıyorsa gaz şikayetini azaltan mamalar tercih edilmelidir.
3)Gazlı bebekte beslendikten sonra ağızdan gaz çıkarma sesini duymadan bebeği uyutmamak gerekir.Uyumuş ise bebeği altında yastıkla dik ve yan olarak yatağına yatırıp gazın hep yukarda kalması sağlanmalıdır,uyanınca da emden önce ilk iş olarak bu gaz çıkarıldıktan sonra
beslenmelidir.Çıkmayan bu gaz uykuda bağırsaklara inip gerginlik ve sancı yapabilir.                   Gaz çıkarmakta zorlandığımız zamanlarda bebeği 3 dakika ara ile yatağa yatırıp dik duruma kaldırmak ve aynı işlemi birkaç kez tekrarlamak gerekir,böylece gaz midede hareket ederek daha rahat çıkar.
4)Karnını sıcak tutmak gerekir,karın üstüne ısıtılmış havlu koymak,hatta havlunun üstüne yüzükoyun yatırmak iyi gelir.
5)Bebek emerken anne memesinin kahverengi kısmının tamamen bebeğin ağzını doldurması sağlanmalıdır,böylece ağız kenarlarından hava yutması önlemiş olur,ayrıca biberonla beslerken de biberonu dik tutarak gaz yutması önlenebilir,hatta gaz yutmayı önleyen biberonlar da mevcuttur.
6)Gaz damları doktorun önerdiği miktarda ve düzenli kullanılmalıdır.
7)Gaz giderici çaylar kullanılabilir(rezene,anason,karışık bitki çayı gibi).
8)Ağrı kesici fitil kullanılabilir(çok mecbur kalındığında)
9)Şarkı söylenmesi ve hafif müzik dinletilmesi de çocuğu rahatlatabilir
10)SABIRLI OLUNMASI GEREKİR.
 
                                                                         Hazırlayan:Dr.Sibel Kılıçaslan
 
Enuresis (Gece İdrar Kaçırma) Tedavisi

 

   ENURESİS NOKTURNA ‘DA(GECE İDRAR KAÇIRMA) TEDAVİ
 
      Enuresis çocukların birçoğunda görülebilen tedavisi mümkün bir hastalıktır,ailenin ve çocuğun bilmesi gerekli şey bu hastalığın çocuk tarafından istenilerek yapılan bir durum olmadığı ve çocuğa uygulanacak psikolojik baskının çocuğu daha işin içinden çıkılamaz hale soktuğudur.Tedaviye başlamadan önce mutlaka yapılması gereken bazı tahliller vardır.
      Laboratuar Testleri:
1)Eğer idrar kaçırma komplike değilse yani,doğuştan itibaren idrar kaçırma varsa,idrar çıkışı normalse,hafif gün içinde sıkışma varsa;
    Sadece muayene,tam idrar tahlili ve idrar kültürü yapılır.
2)Eğer idrar kaçırma komplike ise yani,ciddi işeme fonksiyonu bozukluğu varsa,dışkı kaçırma da varsa ,idrar yolu iltihabı geçirmişse;
    Muayene,tam idrar tahlili,idrar kültürü,böbrek meshane ultrasonografisi,woiding testi,omur kemiklerinin grafisi,bunların sonuçlarına göre gerekirse üroloji ve nöroloji muayenesi gerekebilir.
 
  TEDAVİ
 
Tedaviye 5 yaşından sonra başlanır.
1)Aile ile görüşme:
   Aileler bu durumdan zorunlu olarak etkilendiği için çoğu zaman çocuğun bu durumu isteyerek yaptığını düşünüp onu cezalandırabilirler,çocuğu korkutup çarşafını kendine yıkatabilir,dayak atarak veya ateşle korkutarak yapmamaya yönlendirebilir,bunlar çok yanlış tutumlardır,bazı aileler de bu durum zamanla geçer diyerek görmezlikten gelirler,sonuçta durum düzelmeyince sünnet zamanı,okula gitme,ergenlik zamanı çocuğu tedavi etmek için doktora getirirler bu durumda çok geç kalınmış olur.Altına idrar kaçırma sadece aileyi değil çocuğu da psikolojik olarak çok olumsuz etkilemektedir.
   Bu yüzden aileler ile doktor görüştüğünde ilk önce aileye sabırlı olması,çocuğa karşı anlayışlı ve sevecen davranması ve bu hastalığın tedavisi için iradeli olması söylenmelidir.
2)Çocukla görüşme:
   Çocukların çoğu doktora geldikleri zaman neden doktora geldiklerini bilmemektedir,bu yüzden çocuğun iyice dinlenerek yakınmasını utanmadan sıkılmadan söylemesi sağlanmalıdır,çocuğa bu sorunun onun elinde olmadan oluştuğu ve düzelmesi için kendisinin de yardımına ihtiyacımız olduğu , eğer istenirse bu konuda ona yardım edilebileceği söylenmelidir.
3)Kayıt tutma:
   Sabah uyanınca ebeveynlerin ve çocuğun takvim üzerinde gece kuru mu kalkıldı ıslak mı kalkıldı kaydını tutması gerekir,gece ıslak geçmişse şemsiye,kuru geçmişse güneş resmi takvim üzerine çizdirilerek çocuğun da tedaviye katkısı sağlanır.
4)Ödüllendirme:
   Kuru kalkılan sabahlar için ödül verme tedaviyi olumlu etkiler.Islak kalkındığında ise ilgilenilmemesi,soğuk davranılması gerekir.
5)Sıvı kısıtlaması ve gece uyandırma:
   Akşam yemekleri susatmayacak cinsten olmalı,yemekten sonra yatmadan 3 saat öncesine kadar kısıtlı sıvı alımı yapılmalıdır,uykudan 1.5 saat sonra uyandırılmalı tuvalete götürülmelidir,gecede 4-5 kez uyandırmak sağlıklı değildir.
6)Mesane jimlastiği:
   Gündüz idrar yaparken birkaç kez mesane kaslarını kasıp gevşetmesi sağlanmalı,tuvalete gitmek için mesanenin iyice dolmasını bekleme önerilir,daha çok 9 yaşından büyüklere yaptırılabilir.
7)Alarm cihazı:
   Çocuk yatağını ıslatınca onu uyandıran bir alettir,2 ayda tedavi tamamlanır,önceleri yatağı ıslatınca alarm çalarken,zamanla çocuk bu durumu biliç altına yerleştirir ve altını ıslatmadan ve alarm çalmadan da uyanma gerçekleşir.
 8)İlaç tedavisi:
    Birçok ilaç tedavisi başlanır ve rahatlıkla kullanılır,ve kullanım süreleri 6 haftadan az olmamalıdır,ilaçların kısırlık yaptığı ve zararlı etkileri olduğu konusundaki fikirler tamamen yanlıştır,ilaç kullanımları esnasında her ilaçta olabilecek bulantı mide şikayetleri,halsizlik gibi belirtiler olabilir,bunlar ilaçları kesmeyi gerektirmez,ilaç kullanılırken bazen kullanımdan 1-2 gün içinde idrar kaçırma olayı tamamen düzelir ,bu durumda ilaçlar kesilmemelidir,bazı durumlarda tedavi bittikten bir süre sonra tekrar idrar kaçırma olayı başlayabilir,bu beklenen bir durumdur,o durumda doktorun tavsiyesine göre tedavi tekrarlanır veya başka tedavilere geçilebilir.
 
                                                                        Hazırlayan:Dr.Sibel Kılıçaslan
 
<< Başlangıç < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 Sonraki > Son >>

Sayfa 3 / 9
BilCELL Bilgisayar letiim - Bodrum Web Tasarm Bilgisayar Cep Telefonu Iphone Notebook Tamiri Sat Kampanyas Bodrum Servis ve Servisi
Copyright © 2010 BilCELL.® All rights Reserved.