MESAİ SAATLERİMİZ

Telefon Numaralarımız;
+90 252 317 05 28
Mesai Saatlerimiz;
Hafta İçi: 09:00-17:00
Cumartesi: 09:00-13:00
Acil Durumlarda 24 Saat GSM' numaralarımızdan Ulaşabilirsiniz...

Haberler

Bebeklerde Reflü   Bebeklerde Reflü  Mide içeriğinin sindirim borusuna geri kaçması olarak tanımlanan REFLÜ her yaşta çocuk ve erişkinde görülse de, en sık olarak görüldüğü dönem bebeklik dönemidir. Bebeklerde Reflü Neden Sık Görülür? Normalde sindirim borusunun alt ucundaki kaslar gevşeyerek gıdaların mideye geçişine izin verir, ardından kasılarak geri kaçışa engel olur. Bebeklerde, bu kapakçık mekanizması henüz yeterince çalışmamaktadır. Bebeklerin sıvı gıdayla beslenmeleri, çoğunlukla yatar pozisyonda olmaları da reflüyü kolaylaştırmaktadır. Fizyolojik Reflü Nedir? Bebekte, sık görülen reflü çoğunlukla fizyolojiktir, yani hastalık olarak kabul edilmez. Bu bebekler iyi beslenip kilo alırlar, keyifleri yerindedir. Sadece aile çok kustuğundan şikayetçidir. Bebek büyüdükçe, katı gıdalara geçtikçe, mide girişindeki kapakçık daha iyi çalıştıkça kusma giderek azalacaktır. Böyle bebeklere, tedavi vermek gerekmeyecektir. Reflü Ne Zaman Hastalık Olarak Kabul Edilir? Eğer çok kusan bebek, iyi kilo alamıyorsa veya asitli mide içeriğinin sindirim borusunu, akciğerleri tahriş etmesi nedeniyle aşağıdaki belirtilerin bazılarını gösteriyorsa, reflü hastalığından söz edilebilir. Beslenme sonrası veya yatarken aşırı huzursuzluk Aç olmasına rağmen az miktar emip bırakma Ağızdan aşırı miktarda salya akıtma Aşırı ağlamalar ( bazen gaz sancısı ile karışabilir ) Hırıltı, geçmeyen öksürük, tekrarlayan zatürreler Kronik ses kısıklığı Reflü Ne Zamana Kadar Sürer? Bebek büyüdükçe, büyük olasılıkla, reflü azalıp kaybolacaktır. İlk 6 ayda düzeldiği gibi 18-24 aya kadar süren reflüler de görülmektedir. Tüm vakaların % 80‘i, 2 yaşa kadar kendiliğinden geçmektedir. Reflü Nasıl Tedavi Edilir? Çoğu bebekte ilaca gerek kalmadan, aşağıdaki basit önlemlerle rahatlama sağlanabilir. Sık sık, az az besleme Beslenme sırasında sık sık gaz çıkarma Mümkün olduğunca anne sütüyle besleme ( mamaların içerdiği inek sütü proteinine karşı alerji de, reflüye yol açar) Yatarken başın biraz yüksekte olması reflüyü azaltacaktır. Mama ile beslenen bebeklerde daha koyu kıvamlı özel mamalar denenebilir. Bu önlemlerle yanıt alınamazsa, önce ilaç tedavisi, çok nadiren de cerrahi tedavi gerekli olabilir.  ? Details...

Doğuştan Kalça Çıkığı  Doğuştan Kalça Çıkığı, çocuklarda sık görülen, erken anlaşılıp tedavi edilmezse kalıcı sakatlıklara yol açabilen bir sorundur. Üst bacak kemiğinin başı ile kalça eklemi arasında değişik derecelerde uyumsuzluk vardır. Bebek anne karnında gelişirken oluşan bazı problemler, kalça çıkığına neden olur. Kızlarda, ilk bebeklerde, makat gelişiyle doğan bebeklerde ve ailede kalça çıkığı öyküsü olanlarda daha sık görülmektedir. Genellikle, kalça tek taraflı olarak etkilenir. Hiç belirti vermeyebilir. Bebeğin bir bacağı daha kısa görünebilir, uyluktaki cilt kıvrımları asimetrik olabilir. Bebeğin bacaklarını rahatça yana açamadığı farkedilebilir. Bebeklikte anlaşılmamış vakalarda, yürümeye başladığında yalpalama, topallama, parmak ucunda yürüme görülebilir. Sağlam bebek izleminde, doktorunuz kalça kontrollerini de yapacak, şüphelenirse kalça grafisi veya ultrasonu ile kesin tanıyı koyacaktır. Daha sonra bir ortopedi uzmanına gönderileceksiniz. Özel bazı cihazlar veya alçılar yardımıyla kalça eklemi istenen pozisyona getirilecek, normal gelişim sağlanacaktır. Tedaviye ne kadar erken başlanırsa, sonuç o kadar iyi ve tedavi o kadar kolay olacaktır. Geç kalınmış vakalarda, ameliyat gerekli olacaktır. Bebekte tam gelişmemiş bir kalça eklemi mevcutsa, kalça çıkığına meydan vermemek için bebeği sıkıca sarıp kundaklamaktan, hareketini kısıtlayacak sıkı kıyafetler giydirmekten, küçük bez kullanmaktan kaçınmak gerekir.  ? Details...

BEŞİNCİ HASTALIK Beşinci hastalık, parvovirüs B19 adlı virüsün yol açtığı döküntülü bir hastalıktır. Özellikle 5-15 yaş arası çocuklarda görülür. Çocuklarla temasta olan, önceden bu virüsle karşılaşmamış erişkinlerde de görülebilir. Beşinci Hastalık Nasıl Bulaşır? Nasıl Belirti verir?  Hastalık etkeni olan virüs, kişiden kişiye hava yoluyla, örneğin aksırık, öksürükle bulaşır. 1-3 hafta kadar süren kuluçka döneminden sonra gribe benzer yakınmalar ortaya çıkar. Hasta kişi bu dönemde çevresi için bulaşıcıdır. Ardından yanaklarda tokat atılmış görünümü veren bir kızarıklıkla döküntü başlar. Birkaç gün içinde kol ve bacaklarda dantel görünümlü bir döküntü ortaya çıkar. Nadiren vücuda da yayılabilir. Beşinci hastalığın döküntüsü kaşıntılıdır. Hastalığı erişkin yaşta geçirenlerde, kadınlarda daha sık olmak üzere eklemlerde ağrı ve şişlikler görülebilir. Ateş, halsizlik olabilir. Bazen de hiç belirti vermeden geçirilebilir. Döküntü yaklaşık 1 hafta kadar sürer. Sonraki birkaç haftada; ısı değişiklikleri, stres, efor gibi tetikleyicilerle döküntünün tekrar çıkıp kaybolduğu görülebilir. Hastalığı geçiren kişi ömür boyu bağışıklık kazanacaktır. Beşinci Hastalık Tehlikeli midir? Beşinci hastalık, bazı riskli kişiler dışında tehlikeli bir hastalık değildir, masum bir döküntülü hastalıktır. Bu riskli gruplar: Önceden virüsle karşılaşmamış hamileler ( Hamile kadın virüsü alırsa %5 olasılıkla bebeğe de geçebilir. Bu durumda bebekte ciddi kansızlıklara yol açabilir. Düşük veya ölü doğumlara da neden olabilir. ) Bağışıklık sistemi zayıf hastalar Kronik kansızlığı olan hastalardır. Beşinci Hastalık Nasıl Tedavi Edilir? Viral bir hastalık olduğundan etkene yönelik tedavisi yoktur, kendiliğinden geçer. Ancak ateş veya kaşıntı için rahatlatıcı ilaçlar önerilebilir. Hastayı serin tutmak, serin suyla duş yaptırmak kaşıntıya iyi gelecektir. Tedavi gerektiren diğer döküntülü hastalıklardan, ilaç ve gıda alerjilerinden ayrılması için doktor tarafından görülmesi uygun olacaktır.   ? Details...

Altıncı Hastalık ( Roseola İnfantum ) Anne babaların altıncı hastalık adıyla tanıdığı Roseola, herpes ailesinden bir virüsün yol açtığı döküntülü bir hastalıktır.  Ateş nedeniyle hastaneye götürülen bebeklerde sık görülen bir enfeksiyondur. En sık 6-18 aylar arasında, bazen diş çıkarma ile birlikte görülür. Önce, bebekte 40 dereceye varabilen bir ateş görülür.( Diş çıkarma tek başına asla bu kadar yüksek ateş yapmaz ) Ateşin bu kadar yüksek olması, anne babayı endişelendirir. Bu endişe oldukça haklıdır, çünkü ateşe hassas bebeklerde ateşli havaleler görülebilir. Ateş düşürücü alınca, bebeğin biraz daha keyifli olduğu görülür. Bu yüksek ateşli dönem, 3-4 gün sürebilir. Bu sırada bebekte yapılan muayenede, tanı koydurucu belirgin bir bulgu saptanmaz. Ateşli dönemin ardından, aniden ateş kaybolur ve özellikle gövde, boyun ve kollarda soluk kırmızı döküntü ortaya çıkar. İşte artık ateşin nedeni ve hastalığının adı belli olmuştur. Bağışıklık sistemi normal olan çocuklarda, herhangi bir komplikasyona yol açmaz   ? Details...

ÇOCUKLARDA ATEŞ ve ATEŞLİ HAVALE  Normalin üstündeki vücut ısısı olarak tanımlayabileceğimiz ateş, anne babaları korkutsa da aslında çocuk için zararlı değil hatta yararlıdır. Çocuk hastalıklarında, özellikle enfeksiyonlarda görülen bir bulgudur, kendi başına bir hastalık değildir. Ateş, vücudun enfeksiyon etkeniyle savaşmasını, bağışıklık sisteminin daha iyi çalışmasını sağlar. Kaç Dereceye Ateş Demeliyiz? Bu, ateşin ölçüldüğü yere göre değişir. Makattan yapılan ölçümlerde 38 derece üzeri, ağızdan 37.5 , koltuk altından 37.2, kulaktan 38 derecenin üstündeki değerler ateş olarak kabul edilmelidir. Ateş Ne Kadar Yükselirse Tehlikeli Olur?  Ateşli bir çocuğu değerlendirirken, ateşin yüksekliğinden çok çocuğun genel durumu yol gösterici olmalıdır. Ateşin ne kadar yüksek olduğu, hastalığın ağırlığının bir göstergesi değildir. Çocuklarda ateşin en sık nedeni olan basit viral enfeksiyonlar, 39-40 derece ateşe neden olabilir. Tam tersine, bazı ciddi hastalıklar da çok yüksek ateşe yol açmayabilir. Ancak 0-3 ay arası bebeklerde, normalin üstünde ölçülen bir vücut ısısı- değer kaç olursa olsun- hemen doktora ulaşmayı gerektirir. Daha büyük çocuklarda, çocuğun genel durumuna dikkat etmek gerekir. Eğer çocuk uyanık, aktifse, oynuyorsa, yiyip içebiliyorsa, uykusu iyiyse, solunumu normalse çok korkmaya gerek yoktur. Ancak eğer; uyku hali, huzursuzluk, solunum zorluğu varsa, yeme içmeyi reddediyorsa, şiddetli başağrısı varsa, ateşi düşse de genel durumu düzelmiyorsa veya ateş 24-48 saatten uzun sürerse yine doktora ulaşmak gerekir. Çoğu anne babanın ateşle birlikte aklına gelen havale geçirme olasılığı ise, ancak bazı ateşe hassas çocuklarda, ateşin ani yükselmesiyle görülmektedir. ( Buna yazının devamında ayrıca değineceğiz) Ateşin Nedenleri Nelerdir?  Virüs veya bakterilerin yol açtığı enfeksiyonlar: Soğuk algınlığı, grip gibi enfeksiyonlar ateşin sık görülen nedenleridir. Soğuk algınlığında ilk 24 saat tek bulgu ateş olabilir, diğer belirtiler arkadan gelir. Anjin, orta kulak iltihabı, ishal, idrar yolu enfeksiyonu da ateşe yol açar. Nadiren zatürre, menenjit, tüberküloz gibi ciddi enfeksiyonlar da ateşin nedeni olarak saptanabilir. Aşılar: Bazı aşılardan sonra ateş görülebilir, aşıyı yaparken doktorunuz sizi uyaracaktır. Fazla kalın giydirme: Küçük bebekler, özellikle yenidoğanlar sıcak ortamlarda fazla giyimli olurlarsa, vücut ısılarını dengeleyemediklerinden ateşleri çıkacaktır. Romatizmal hastalıklar, bağışıklık sistemi hastalıkları,lösemi, lenfoma gibi hastalıklar ise uzun süren ateşlerde araştırılması gereken nedenlerdir. Ateşli Çocuğa Yaklaşım Nasıl Olmalıdır?  Öncelikle, ateşin düşmanımız değil dostumuz olduğunu bilerek hareket etmeliyiz. Ateşin yükselmesiyle, vücut enfeksiyon etkeniyle daha iyi savaşabilmektedir. O halde, ateşli çocukta hemen ateşi düşürmeye çalışmak gereksizdir. Eğer bir enfeksiyon söz konusuysa, ateşi düşürmek enfeksiyonu daha çabuk iyileştirmeyecek, nedeni ortadan kaldırmayacaktır. Ancak çocuk ateşli dönemde kendini kötü hissediyorsa, halsizse ateş düşürücü ilaçların yardımıyla kendini daha iyi hissedecektir. Bu durumda, doktorun önereceği parasetamol veya ibufen grubu ateş düşürücüler kullanılabilir. Ateşli çocuğun, normalden fazla sıvı almasına, susuz kalmamasına dikkat etmek gerekir. Eğer ateş çok yüksek değilse ve çocuk kendini kötü hissetmiyorsa, ilaç vermeden önce üzeri soyulup ılık bir duş aldırılabilir. Bulunduğu oda serin tutulmalı, giysileri mümkün olduğunca ince ve pamuklu olmalıdır. Ateşli Havale Nedir? Ateşli havale, 6 ay- 5 yaş arası ateşe hassas çocuklarda, ateşin ani yükselmesiyle görülen bir havale ( nöbet ) türüdür. Görülme sıklığı yaklaşık yüzde 3 ‘tür. Ateşli havaleye ailesel bir yatkınlık söz konusudur. Ateşli havale geçiren çocukların anne, baba veya yakınlarında çocuklukta ateşli havale geçirme öyküsü saptanabilir. Ateşli Havalede Ne Görülür? Çocuk aniden bilincini kaybeder, vücudu, kol ve bacakları kilitlenir. Ardından kasılmalar başlar, gözleri kayabilir.Altını ıslatabilir. Rengi solar. Genelde birkaç saniyeden 1-2 dakikaya dek sürer ve kendiliğinden geçer. Kasılmaların ardından çocuk derin bir uykuya dalmış gibi görünür. Ateşli Havale Sırasında Ne Yapmak Gerekir? Çocuğunun havale geçirdiğine tanık olmak, anne babalar için korkunç bir deneyimdir. Özellikle ilk defa böyle bir olay yaşanıyorsa, soğukkanlılığını korumak, paniğe kapılmamak pek kolay değildir. Ancak elden geldiğince sakin olmak, çocuğun da yararına olacaktır. Nöbet sırasında boğulma, tıkanmayı önlemek için çocuğun başı yana çevrilir. Ağzını açmaya çalışmak doğru değildir. Üzerinde sıkı giysiler varsa, açılıp gevşetilmesi uygun olur. Nöbet sonrası, ateşi düşürmek için ilaç verilebilir. İlk ateşli havale mutlaka doktor tarafından değerlendirilmeli, ateşe neden olan etken saptanıp buna uygun tedavi başlanmalıdır. Tekrarlayan ateşli havaleler geçiren çocuklarda, aileye nöbet sırasında makattan verilecek, nöbeti durduracak bir ilaç önerilebilir. Ateşli Havalenin Tehlikesi Nedir? Korkutucu görünümüne rağmen, ateşli havale geçirmek çocuklarda kalıcı bir hasara, nörolojik bir bozukluğa neden olmaz. Bir kez ateşli havale geçiren çocuk, ateşli olduğu dönemlerde tekrar havale geçirebilir. Yaşı büyüdükçe bu risk azalacak, 5-6 yaştan sonra ateşli havale görülmeyecektir.  ? Details...

İdrar Yolu Enfeksiyonu İdrar yolu enfeksiyonu, çocuklarda sık görülür. Anatomik yapılarından dolayı kızlar, bu enfeksiyona daha yatkındırlar. Erkeklerde ise, 1 yaştan önce idrar yolu enfeksiyonu daha sık görülür. Sünnet olmuş erkek çocuklarda, idrar yolu enfeksiyonu riski azalmaktadır. En sık nedeni, barsaktaki bakterilerin idrar yoluna bulaşarak yukarı doğru yol almalarıdır. Çocuğun yaşı ne kadar küçükse, belirtileri anlamak da o kadar güç olur. Küçük bebeklerde, huzursuzluk, ateş, kilo alamama, kusma, idrarda değişik renk veya koku görülebilir. Daha büyük çocuklar ise; karın ağrısı, sık ve az idrar yapma, idrarda yanma, kanlı idrar, ateş, idrar kaçırma gibi şikayetlerle karşımıza gelebilirler. Ateş çok yüksekse, kusma, yan ağrısı varsa piyelonefrit ( böbrek iltihabı ) düşündürür. Böbreklerin zarar görmemesi için tedaviye hızla başlanması gerekir. Bu yakınmalarla doktora başvurduğunuzda, tanı koymak için çocuktan idrar tetkiki ve idrar kültürü istenecek, kültürde saptanan mikrobun hangi antibiyotiğe hassas olduğu antibiyogram ile saptanacaktır. Uygun antibiyotik tedavisi ile çabuk sonuç alınacak, çocuk 1-2 gün içinde rahatlayacaktır. İdrar yolu enfeksiyonu geçiren çocuklarda, idrarın mesaneden böbreklere doğru geri kaçışının ( reflü ) olup olmadığını saptayacak özel grafilerin çekilmesi gerekebilir. Eğer, reflü varsa koruyucu tedavilerle böbreklerin zarar görmesi önlenecek, ileri derece reflülerde ameliyat gerekecektir. İdrar yolu enfeksiyonunu önlemek için; bebeklerde bezi sık değiştirip altının kirli kalmamasını sağlamak, özellikle kızlarda alt temizliğini önden arkaya doğru yapmak önemlidir. Çocuk büyüdüğünde de tuvalette kendi temizliğini uygun şekilde yapması, gerekli oldukça tuvalete gidip mesaneyi boşaltması konusunda uyarılmalıdır. Özellikle okul çağındaki çocuklar, okulda geçirdikleri uzun saatler boyunca tuvalete gitmeden eve gelebiliyorlar, böylece idrarın uzun süre mesanede kalmasıyla enfeksiyonlara zemin hazırlıyorlar. Bol su içilmesi de, idrar yolu enfeksiyonundan koruyucu olacaktır.  ? Details...

Kızamıkçık Kızamıkçık, çocuk ve erişkinde görülebilen, hafif ateş ve döküntüyle seyreden bulaşıcı bir hastalıktır. Ancak hamile kadın, özellikle ilk aylarda kızamıkçık geçirirse, anne karnındaki bebek etkilenebilir. Aşının kullanıma girmesinden önceki dönemlerde, gebelikte annenin geçirdiği enfeksiyon sonucu; düşükler veya bebekte katarakt, körlük, sağırlık gibi sorunlar ortaya çıkabiliyordu. Kızamıkçık, virüs kaynaklı bir enfeksiyondur. Özellikle kış sonu ve ilkbahar aylarında görülmektedir. Döküntü yüzden başlayıp aşağıya yayılan soluk kırmızı renktedir. 3 gün sürer. Özellikle kulak arkası ve ensede şişmiş lenf bezleri tipiktir. Hafif bir ateş veya boğaz ağrısı olabilir. Nadiren, eklemlerde ağrı, şişlik görülür. Oldukça bulaşıcı bir enfeksiyondur. Hastalık tablosu başlamadan 2 hafta öncesinden 1 hafta sonrasına kadar bulaşıcıdır. Direkt temas veya havayoluyla bulaşır. Genellikle klinik tablo, tanı koydurucudur. Eğer doktor gerekli görürse, kan testleri de yaptırabilir. Viral bir hastalık olduğundan herhangi bir tedavisi yoktur. Gerek olursa, ateş düşürücü, ağrı kesiciler verilebilir. Aşı ile korunulan bir hastalıktır. Aşısı oldukça etkilidir. 1 yaşına gelen çocuk, kızamık kızamıkçık kabakulak aşısı şeklinde kombine bir aşıyla aşılanır. Bunun 4-6 yaştaki tekrarı da ihmal edilmemelidir. Hastalığı geçirmemiş, aşılanmamış, hamilelik planlayan genç kadınların, işi gereği çocuklarla, gebelerle temasta olanların aşılanması uygun olur.  ? Details...

Lösemi Nedir?  Lösemi, bağışıklık sistemimizin önemli bir parçası olan beyaz kan hücrelerinin ( alyuvarlar ) kontrolsüz çoğalması sonucunda oluşan bir çeşit kanserdir. Çocukluk çağında en sık görülen kanser türüdür. En çok görüldüğü yaşlar 2-8 yaşları arasıdır. Lösemide, kemik iliğinde çok sayıda anormal hücre kontrolsüzce çoğalır ve normal kan hücrelerinin yerini alır. Bu nedenle hasta, enfeksiyon ve kanamaya açık hale gelir. Kemik iliğinden başlayan lösemi, vücudun farklı yerlerine de yayılabilir. Çocukluk çağında en sık ALL ( Akut Lenfoblastik Lösemi ) denilen türü görülmektedir. Löseminin Nedeni Nedir? Löseminin nedeni kesin olarak bilinmiyor. Ancak, bazı risk faktörlerinden bahsedilebilir. Down sendromu gibi bazı kromozomal hastalıklar, genetik yatkınlıklar, bazı viral enfeksiyonlar, yüksek doz radyasyona maruz kalmak, benzen türü kimyasal maddelere maruz kalmak bu risk faktörleri arasındadır. Bu risklere sahip kişilerin tümünde lösemi görülmemektedir. Son yıllarda yapılan bazı çalışmalarda, gebelik sırasında sigara içen annelerin çocuklarında artmış lösemi sıklığı saptanmıştır. Anne sütü almanın ise, çocuklarda lösemiden koruyucu etkisi olduğu düşünülmektedir. Löseminin Belirtileri Nelerdir? Soluk görünüm ( düşük kan değerlerine bağlı) Ateş İştahsızlık, halsizlik Kilo kaybı Kolay morarma ve kanama ( Burun kanaması, dişeti kanaması ) Gece terlemesi Kemik ve eklem ağrıları Düzelmeyen enfeksiyonlar Karında şişlik ( Karaciğer ve dalak büyümesine bağlı ) Lenf bezelerinde büyüme ( boyun, koltukaltı, kasıkta olabilir ) Lösemi Nasıl Tedavi Edilir? Çocukluk çağı lösemisi tedavi edilebilen bir hastalıktır. Hastalığın türüne göre bazı tedavi protokolleri uygulanmakta, uygun tedavi ve destekle iyi sonuçlar alınmaktadır. Kemoterapi ( ilaç tedavisi ): İlaçlar hap şeklinde, iğne şeklinde olabilir veya damardan serum içinde verilebilir. Bu ilaçların etkisiyle kötü huylu hücreler yok edilmektedir. Radyoterapi ( ışın tedavisi ) Kemik iliği nakli: Nadiren bazı hastalarda gerekebilmektedir.  ? Details...

Tüberküloz Her ne kadar çocuk hastalıkları başlığı altında ele alsak ta, aslında tüberküloz (verem) tüm dünyada her yaştan kişiyi tehdit eden yaygın bir hastalıktır. Özellikle akciğerleri etkileyen bakteriyel bir enfeksiyondur. Kişi mikropla karşılaştıktan sonra, bağışıklık sistemi onunla savaşır. Üstesinden gelemezse bakteri akciğerlere yerleşir.Bazen de belirti vermeden yıllarca vücutta kalıp yıllar sonra hastalık alevlenebilir. Bağışıklık sistemi henüz zayıf olduğundan bebekler ve kalabalık, pis ortamlarda yaşayan, iyi beslenemeyen çocuklar hastalık için en riskli gruplardır. Belirtiler Nelerdir? Öksürük, kanlı balgam, hafif ateş, iştahsızlık, kilo kaybı, yorgunluk, terleme, göğüs ve sırt ağrısı, parmaklarda çomaklaşma görülebilir. Ayrıca, tüberküloz vücutta farklı bölgeleri etkileyip menenjit, eklem iltihabı da yapabilir. Etkilenen bölgeye göre belirtiler de farklılık gösterir. Tanı koymak için doktorunuz bir cilt testi isteyecek, şüphe varsa akciğer filmi çektirecek, bazı kan testleri yaptıracak, mikrobun varlığını kanıtlayacak testleri görmek isteyecektir. Tüberküloz, hasta kişinin aksırık ve öksürüğünden bulaşır. Çocuklar, genellikle mikrobu erişkinlerden alırlar. Hasta bir çocuğun yaşıtlarına mikrobu bulaştırma riski çok düşüktür. Tedavi başlandıktan sonra 2-4 hafta daha bulaşıcılık sürebilir. Tedavi 1 yıl kadar uzun sürebilir.  BCG aşısıyla tüberkülozdan korunmak mümkündür.  ? Details...

Çocuklarda Omurga Eğriliği (Skolyoz) Vücudumuzu dik tutan bel kemiği (omurga) bazan eğrilikler gösterir. Çok genç yaşlarda başlayabilen eğrilikleri ancak dikkatli anneler yakalayabilir. Çocuklar elbiseli iken yeni başlayan ve hafif eğrilikleri fark etmek mümkün değildir. Ama anneler çocukları elbisesiz de görebilirler. Daha çok kız çocuklarda gözlenen omurga eğiriliklerini erken fark etmek ana-baba, öğretmen gibi büyüklere düşmektedir. Omurga silindir yapıda birçok kemiğin, disk denilen kıkırdak yapılarla birleşmesinden oluşur. 7 tane boyun,12 tane sırt, 5 tane bel omur kemiği koksiks adı verilen piramide benzer parça ile birleşip iskeletin esas parçası olan bel kemiğini (omurgayı) oluşturur. Omurga vücudu dik tutan bir destek, omuriliği koruyan bir yapıdır. Omurganın boyun ve bel bölgesi oldukça hareketlidir. Omur kemiklerinin mükemmel bir şekilde birbirine eklem ve bağlarla birleşmesinden oluşan omurga yandan belirli normal eğrilikler gösterir, yandan bakılınca boyun ve bel bölgesinde içeri doğru girintili sırtta ise dışa doğru çıkıntılıdır. Ama omurgaya önden bakılınca dümdüzdür. Önden bakıldığında omurganın bir bölümünün sağa veya sola doğru kavis yapması ve rotasyon (dönme) göstermesi bir bozukluktur. Bu bozukluğa Skolyoz denir. Ancak annelerin bu konuya daha duyarlı olması ile bu rahatsızlık daha erken yakalanabilir. Vakaların çoğunda neden bilinemez. Nedeni bulunmayan eğriliklere idyopatik skolyoz denir. Genetik geçiş özellikleri vardır. Kız çocuklarda daha fazla görülür. Ağır vakalarda eğrilmeler ergenlikte çok hızla ilerler. Araştırmalar çocukların %5'inde skolyoz görüldüğünü bildirmektedir. Eğrilikler çeşitli tiplerde olabilir. Sırtta sağa veya sola belde sağa veya sola veya hem sırt hem belde karşılıklı eğrilikler olabilir. Omurga eğrilikleri çocukluktan sonra da oluşabilir. Erişkinlerde sırt kaslarının dengesizliği, aşırı şişmanlık, osteoporoz (kemik erimesi) gibi durumlarda sonradan skolyoz gelişebilir. Çoğu zaman eşit çalışmayan kaslar sırt kaslarında dengesizliğe neden olur ve omurgada eğrilik gelişir. Bu durum omurgada kalıcı bozukluk yapmadan fark edilebilirse düzeltilebilir. Belirti ve Bulgular Hafif bir eğrilik hiç bir fiziksel aktiviteyi engellemez. Çoğu zaman dikkat edilmeden fark bile edilemez. Bazan tesadüfen röntgen filminde omurgada eğrilik görülür. Ağır eğrilikler ise elbiseli iken bile fark edilebilir. Kötü gidişli skolyozda omurganın giderek eğrilmesi ileri yaşlarda göğüs boşluğunu daraltır. Bu daralma ileride kalp ve akciğer sorunlarına yol açar. Teşhis Basit bir çekül doğrultusu ile omurganın doğruluğuna bakılabilir. Ensenin tam ortasına konulan çekül ipinin omurgadan düz olarak geçip yere tam iki ayak ortasına inmesi gerekir. Ayrıca her iki omuzun aynı seviyede olması, öne doğru eğilince sırtta asimetri veye bir tarafta farklılık olmaması gerekir. En ufak bir şüpheniz varsa doğru teşhis için uzman doktor muayenesi ve radyolojik tetkikleri yaptırın. Gerekli omurga filmlerinde omurgalardaki dönmeler tesbit edilir ve skolyozun açısal ölçümleri yapılır. Skolyozlu hasta belirli aralıklarla mutlaka kontrol edilmelidir çünkü eğrilikler hızla ilerleyebilir. Tedavi Hafif vakalar sadece gözlem altında tutulur, erişkin veya çocuk zaman içinde takip edilir. Bu arada kaslardaki dengesizliğin, sertleşme ve kısalmaların önlenmesi için düzenli egzersizler yapılmalıdır. Kötü gidişli vakalarda eğrilik ve omurgada dönmenin artması ile göğüs boşluğunu zamanla çok daralır. Akciğere giren çıkan hava azalır. Yaş ilerledikçe ve çocuk büyüdükçe akciğerde sık sık problemler çıkabileceği için bu tip vakalarda korse uygulaması ve ameliyat yapılmasını gerektirebilir.  ? Details...

--= NFSP =--

Suçiçeği Suçiçeği, varisella- zoster virüsünün yol açtığı döküntülü bir hastalıktır. En sık ilkokul çağındaki çocuklarda görülür, kış sonu ve ilbaharda salgınlar yapar.  Suçiçeğinin kaşıntılı, su dolu kabarcıklardan oluşan döküntüsü önce gövde ve yüzde başlar, ardından ağız içi dahil olmak üzere tüm vücuda yayılır. Hasta çocukta ateş, iştahsızlık, halsizlik görülür. Çok bulaşıcı bir hastalıktır. Solunum yolu ve yakın temasla bulaşır . Ev içi temasta bulaşma riski % 80-90 'dır. Tüm döküntü kabuklanana kadar ( yaklaşık 1 hafta ) bulaşıcıdır. Hasta çocuk 1 hafta sonra okula gidebilir. Hastayla temastan 10-21 gün sonrasında da diğer çocuklarda döküntü başlar. Hasta çocuğun izole edilmesi önemlidir, ancak döküntü başlamadan 1-2 gün öncesinde de bulaşıcı olduğundan diğerlerini tam olarak korumak için yeterli olmayacaktır.  1 yaşı dolduran çocuklar aşıyla korunabilir. Suçiçeği geçirmemiş hamileler, yenidoğan bebekler, bağışıklık sistemini zayıflatan herhangi bir hastalığı olanlar suçiçeği ile temastan kaçınmalıdırlar. Hastalığın sık görülen ateş, kaşıntı gibi yakınmalarına karşı doktorunuz bazı ilaçlar önerecektir. Özellikle kaşıntının önlenip cilt döküntüsünün iltihaplı yaralara dönüşmesi engellenmelidir.  ? Details...

DİL SEÇİMİ

English Arabic Bulgarian Croatian Czech Danish Dutch Finnish French German Greek Hindi Italian Japanese Korean Norwegian Polish Portuguese Romanian Russian Spanish Swedish Catalan Filipino Hebrew Indonesian Latvian Lithuanian Serbian Slovak Slovenian Ukrainian Vietnamese Albanian Estonian Galician Hungarian Maltese Thai Turkish

İSTATİSTİK

BUGÜN159
DÜN219
BU HAFTA680
BU AY2589
TOPLAM745681

(C) BilCELL
Doktorun Notları
İnek Sütü İle Beslenme

  İNEK SÜTÜ İLE BESLEME

     İnek sütünün ilk bir yıl kullanımı çok sakıncalıdır.İnek sütü kullanıldığında çocukta
istemediğimiz bir çok yan etkiler ortaya çıkmaktadır.Bunlar:
_İnek sütü demir ve C vitamini açısından yetersiz olduğundan bağırsaklarda gözle
 görünmeyen gizli kanamalara ve sonucunda da demir eksikliği anemisine yol açar.
_İlk bir yıl inek sütü ile beslenen bebeklerde allerjik hastalıklara yakalanma oranı
 çok yüksektir.
_İnek sütünde sodyum,potasyum,klor gibi tuzlar yüksek olduğundan bebeğin henüz
 gelişmemiş böbrek faaliyetleri olumsuz olarak etkilenir ve böbreklere fazla yük biner,
 bu durum çocuğun fazla su kaybına neden olabilir.
_Anne sütü ve mamalarda mevcut olan ve bebeğin göz,beyin hücreleri ve doku
  hormonlarının gelişmesini sağlayan çok önemli yağ asitlerini inek sütü içermemektedir.
_İnek sütünün içerdiği yağ nedeniyle hazmı oldukça zordur.
_D vitamini düşük olduğu için yeterince kemik ve iskelet gelişimini sağlayamaz.
  İnek sütü ilk 1 yaşında  yalnızca anne sütü yetmediği durumlarda ekonomik durumun yetersizliği sebebiyle formül mamaların alınamadığı zamanda mecburen kullanılır !!!
 İnek sütünün proteini,kalsiyum ve fosfor oranı yüksektir,yoğunluğu da dolayısıyla
yüksektir,şeker ve yağ oranı ise anne sütüne göre azdır,bu yüzden hazırlanırken
anne sütüne benzer hale gelebilmesi için 4 aydan önce sulandırılır,içine yağ ve şeker
katılarak verilir.
 
 
                                                Hazırlanışı
          
             0-1 ay arası                       Yarı yarıya sulandırma
 
             1-4 ay arası                       2 ölçü süt 1 ölçü su karışımı
 
             4 aydan sonra                    sulandırılmaz
 
ÖRNEK 
 2 aylık bir çocuğun inek sütü hazırlanması:
 500 ml süt
 250 ml su
 2 yemek kaşığı şeker
 2 tatlı kaşığı bitkisel yağ
  
    Su ve sütü ayrı ayrı 10 dk kaynatın ve ardından tarif edildiği gibi yağ ve şeker
 ilave edin ,bu miktar günlük çocuğun alabileceği miktar olarak hazırlanabilir ve
 buzdolabında saklanır,çocuğun her öğün aldığı miktarı biberona dökün, geri kalan                 
 kısmı dışarıda bekletmeden buzdolabına koyun,o öğün için ayrılmış karışımı biberon
 içinde, sıcak su dolu bir kapta bekletin ve içilecek kıvama getirin. 
 
                                                                Hazırlayan:Dr.Sibel Kılıçaslan
                                                                                         
 
                                                                                                                                                                                         
 
 
 
                                                                          
 
Hiperaktivite

 HİPERAKTİVİTE

 
Hiperaktivite Nedir?
Çocukların aşırı hareketliliği,dürtülerini kontrol edememesi,unutkan ve dikkatsiz olması
gibi belirtiler gösteren bir hastalıktır,bu çocuklarda beynin ön bölgesinde bir çalışma kusuru vardır,dopamin  denilen bir salgı eksikliği söz konusudur,ayrıca hastalığa sebep olan bir
faktör  de kalıtımdır,%25 vakada  özellikle babalarında da hiperaktivite vardır.
Özellikleri:
Dikkat eksikliği ön plandadır,normal veya normalin üstünde zekaya sahip olmalarına
rağmen başarıları,sosyal ilişkileri ve kendine güvenleri azdır.Dikkatini toplayamadığı için
zekasını kullanamaz,sınıfta birinci olabilecekken geride kalırlar,dersten sıkılır, çıkmak ister,
sınıfta uzun süre oturamaz ve dolaşırlar,uzun süre kitap okuyamazlar,ancak görsel ve işitsel hafızaları iyidir.Kurallara uymadıkları için sürekli eleştirilirler,bu yüzden depresyona girerler,
çok fazla yaralanma ve kazaya maruz kalırlar.
Hastalığın Teşhisi:
Hiperaktivite genellikle çocuk ilkokula başladığı zaman (6-7 yaş) veya anaokuluna veya
kreşe gidip de disipline uymadığı zaman fark edilir,ancak disiplin eksikliği ve şımartılmaktan
 aşırı  yaramaz olan çocuklarla hiperaktivite hastalığı birbiriyle  karıştırılmamalıdır.
Kesin teşhis için hem aile hem öğretmenin vereceği bilgiler psikiatrist hekimin gözlemiyle
birkaç görüşme sonrasında anlaşılır ve ayrıca yine psikiatrist tarafından bazı testler ve
beyin dalgalarının ölçümü ile ortaya konulabilir.
Tedavi:
Ailenin yaklaşımı :Yanlış yaptığında ceza verme yerine oyundan mahrum etme,güzel
şeyler yaptığında ise ödüllendirilmelidir(aferin demek,öpmek gibi).
Doktor tedavisi:Dopamin eksikliğinin tedavisi,psikoterapi yapılır,genellikle 6 ay sonra
 düzelme başlar.
Tedavi edilmezse:
Büyük bir kısmında ileriki zamanlarda  hiperaktivite geçer,ancak dikkat eksikliği devam eder,okul başarıları düşük olur,okumaktan hoşlanmayan,kafa yoran işlerden kaçan kişilerin çocukluğuna bakıldığında hiperaktivite bulguları mevcut olabilir,erişkinlik döneminde bu kişiler ani kararlar verirler,maymun iştahlıdırlar,sosyal ve aile yaşantısında başarısız olurlar,mücadele güçleri zayıf ,strese karşı dayanıklılıkları az ,kaygılı ve rahatsızdırlar,sık sık depresyona girerler.
 Hiperaktiviteyi Tanımlayan Bazı Maddeler:
1)Tepkisel davranışları vardır(nedensiz vurma,itme,çelme takma)
2)Yerinde duramazlar ,sürekli kıpır kıpırdırlar
3)Huzursuzdurlar,sürekli ayaktadırlar
4)Çok hareketli ve tehlikeli davranışları vardır
5)Başladıkları  işi bitiremezler
6)Ev ödevlerini yapmazlar
7)Tırnak yeme ve parmak emme gibi alışkanlıkları vardır
8)Söylenene ters karşılık verirler
9)İnatçıdırlar(hep benim dediğim olsun isterler)
10)Arkadaşlık kurma ve sürdürmede sorunlar yaşarlar
11)Diğer çocuklara kabadayılık taslarlar
12)Arkadaşlarına karşı acımasızdırlar
13)Yalan söyler ve gerçek olmayan öyküler anlatırlar
14)Başka çocukların önerdiği olumsuz davranışları yaparlar
15)Kurallara ve kısıtlamalara uymazlar
16)Kavgacıdırlar,çabuk öfkelenirler
17)Somurtkandırlar ,küskündürler,çabuk ağlarlar
18)Düş kurarlar,dalarlar,hayalcidirler
19)Çok alıngandırlar
20)Okulda mutsuzdurlar
21)Diğer çocuklara göre çok daha fazla rahatsız edicidirler
22)Çalma huyları vardır
23)Bedensel yakınmaları çoktur(ağrı sızı gibi)
24)Başka çocuklar tarafından sık sık eleştirilir,alay konusu olur,itilip kakılırlar
25)Çabucak dikkatleri dağılır
26)Düşünmeden konuşurlar.
 
                                                      Hazırlayan:Dr.Sibel Kılıçaslan
 
 
Gaz Şikayeti

  İNFANTİL KOLİK(GAZ SANCISI) VE TEDAVİSİ

    Anne sütü ve mamalar laktoz içeren gıdalardır ve laktaz enzimi ve bağırsak bakterileri ile sindirilirken gaz oluşmaktadır.Bazı bebeklerde sindirim esnasında fazla miktarda gaz ortaya çıkmaktadır ve bebeğin 3.5-4 ayına gelene kadar sürekli sancı çekip ağlamasına sebep olmaktadır.Genellikle gaz şikayeti ile gelen bebeklerin aileleri bebeklerinin gazlarını çıkardıkları halde yinede gaz sancısı çekmelerine anlam veremediklerini söylemektedirler.Genelde gaz ve hazım problemi çekmeyen ve az ağlayan bebeklerde gün içinde, her beslenme sonrası, sadece normal miktarda gaz çıkardığı duyulmaktadır ve  normalde olması gereken de budur, halbuki
emdiği sütü sindirirken zorlanan problemli bebeklerde ise,her beslenme sonrasından hariç gün içinde de  durmadan ağızdan ve makattan gaz çıkarttığı görülmektedir.Bu yüzden bebeğiniz ne kadar gaz çıkarıyorsa bilin ki bu şikayetleri 4 ayına kadar sürekli devam edecektir.Böyle sürekli ağlayan bebeklerde ailelerin düştükleri en büyük yanılgı bebek doymadığı için ağladığı sanılmasıdır,aslında bebek emdiği sütü sindirirken gaz oluştuğu için, aralıksız beslenme bağırsakların devamlı sindirim işlemi yapmasına ve vücudun daha fazla gaz üretmesine neden olur.
    Eğer ilk 3 ayındaki bebek 15 günlükten beri iyi kilo aldığı ve doyduğu halde sürekli ağlıyorsa bu durum %99 gaz şikayetine bağlıdır,bazı aileler bebekleri devamlı ağladığı için bu şikayetlerin gazdan olduğuna ikna olmayıp gece acil servislere telaşla gidip bebeğin kulak enfeksiyonu  veya kucaklarken bir yerini incitmiş olabileceklerini veya  bebeğin karnında gazdan başka bir problem olabileceği düşüncesiyle  gereksiz tahliller,filmler,karın ultrasonografisi yaptırmaktadırlar ve bu tahlillerin hepsi de normal çıkmaktadır.
     Gaz şikayeti dışında ayrıca sinirli ve huysuz bebek üstü değiştirilirken,altı temizlenirken
de çok fazla ağlar ve sürekli anne kucağını arar ve bu bebeklerin gaz şikayetleri daha
abartılıdır,daha oburlardır ve gürültüye karşı aşırı tepki verirler.
Yapılması gerekli unsurlar:
     Öncelikle şunu söylemeliyim ki bahsedeceğim hususların gazı tamamen yok etmesi mümkün değildir ve gazı tamamen geçiren bir tedavi yöntemi de yoktur.Genellikle 3.5-4 ayına kadar (nadiren daha uzun da sürebilir)olan bu süreci her bebek ve atlatmaktadır,bazı bebeklerde gazın daha az ,bazısında daha fazla olduğu doğrudur,ancak bu tamamen fiziki yapıyla ilgilidir,gaz problemi dolayısı ile özellikle ilk defa anne olanlar, bebeklerinin ağlamasına dayanamamakta ve onunla beraber göz yaşı dökmektedirler, halbuki bebeklerinin son derece sağlıklı olduğunu ve bu durumun geçici olduğunu düşünerek sabretmeye çalışmalıdırlar.
1)Bebeklerin gaz sorunları genellikle 15-20 günlükken başlar,bu sürede bebek her ağladığında emzirilmelidir,20 günden sonra bebeğin kilo alışı da iyi ise ve gaz şikayetleri yoğun olarak başlamışsa beslenme aralarını 2.5-3 saate açmak gerekir,bebek emdikten sonra gaz şikayeti dolayısıyla ağlamaktadır,buna rağmen doymadığından dolayı ağlıyor sanılıp her yarım saatte bir beslenilerek  bebeğin gazının daha da artmasına sebep olmaktadır.Zaten göğüsleri yeterince doldurmamış ve yağlanmamış süt de bebeğe tam tokluk hissettirmez ve 1 saat sonra tekrar ağlamasına sebep olur.Bu şekilde sürekli beslenmesi gazın daha da artmasına sebep olur.
Annenin beslenmesi ile ilgili yoğun bir diyet gereksizdir,sadece gebe olmayan bir insanda da fazlasıyla şişkinlik yaratabilecek lahana,asma yaprağı,turp,nohut,barbunya,kuru fasulye gibi bakliyatlar,asitli içecekler lohusaya önerilmez.
2)Eğer anne sütüne ilaveten mama da kullanılıyorsa gaz şikayetini azaltan mamalar tercih edilmelidir.
3)Gazlı bebekte beslendikten sonra ağızdan gaz çıkarma sesini duymadan bebeği uyutmamak gerekir.Uyumuş ise bebeği altında yastıkla dik ve yan olarak yatağına yatırıp gazın hep yukarda kalması sağlanmalıdır,uyanınca da emden önce ilk iş olarak bu gaz çıkarıldıktan sonra
beslenmelidir.Çıkmayan bu gaz uykuda bağırsaklara inip gerginlik ve sancı yapabilir.                   Gaz çıkarmakta zorlandığımız zamanlarda bebeği 3 dakika ara ile yatağa yatırıp dik duruma kaldırmak ve aynı işlemi birkaç kez tekrarlamak gerekir,böylece gaz midede hareket ederek daha rahat çıkar.
4)Karnını sıcak tutmak gerekir,karın üstüne ısıtılmış havlu koymak,hatta havlunun üstüne yüzükoyun yatırmak iyi gelir.
5)Bebek emerken anne memesinin kahverengi kısmının tamamen bebeğin ağzını doldurması sağlanmalıdır,böylece ağız kenarlarından hava yutması önlemiş olur,ayrıca biberonla beslerken de biberonu dik tutarak gaz yutması önlenebilir,hatta gaz yutmayı önleyen biberonlar da mevcuttur.
6)Gaz damları doktorun önerdiği miktarda ve düzenli kullanılmalıdır.
7)Gaz giderici çaylar kullanılabilir(rezene,anason,karışık bitki çayı gibi).
8)Ağrı kesici fitil kullanılabilir(çok mecbur kalındığında)
9)Şarkı söylenmesi ve hafif müzik dinletilmesi de çocuğu rahatlatabilir
10)SABIRLI OLUNMASI GEREKİR.
 
                                                                         Hazırlayan:Dr.Sibel Kılıçaslan
 
Enuresis (Gece İdrar Kaçırma) Tedavisi

 

   ENURESİS NOKTURNA ‘DA(GECE İDRAR KAÇIRMA) TEDAVİ
 
      Enuresis çocukların birçoğunda görülebilen tedavisi mümkün bir hastalıktır,ailenin ve çocuğun bilmesi gerekli şey bu hastalığın çocuk tarafından istenilerek yapılan bir durum olmadığı ve çocuğa uygulanacak psikolojik baskının çocuğu daha işin içinden çıkılamaz hale soktuğudur.Tedaviye başlamadan önce mutlaka yapılması gereken bazı tahliller vardır.
      Laboratuar Testleri:
1)Eğer idrar kaçırma komplike değilse yani,doğuştan itibaren idrar kaçırma varsa,idrar çıkışı normalse,hafif gün içinde sıkışma varsa;
    Sadece muayene,tam idrar tahlili ve idrar kültürü yapılır.
2)Eğer idrar kaçırma komplike ise yani,ciddi işeme fonksiyonu bozukluğu varsa,dışkı kaçırma da varsa ,idrar yolu iltihabı geçirmişse;
    Muayene,tam idrar tahlili,idrar kültürü,böbrek meshane ultrasonografisi,woiding testi,omur kemiklerinin grafisi,bunların sonuçlarına göre gerekirse üroloji ve nöroloji muayenesi gerekebilir.
 
  TEDAVİ
 
Tedaviye 5 yaşından sonra başlanır.
1)Aile ile görüşme:
   Aileler bu durumdan zorunlu olarak etkilendiği için çoğu zaman çocuğun bu durumu isteyerek yaptığını düşünüp onu cezalandırabilirler,çocuğu korkutup çarşafını kendine yıkatabilir,dayak atarak veya ateşle korkutarak yapmamaya yönlendirebilir,bunlar çok yanlış tutumlardır,bazı aileler de bu durum zamanla geçer diyerek görmezlikten gelirler,sonuçta durum düzelmeyince sünnet zamanı,okula gitme,ergenlik zamanı çocuğu tedavi etmek için doktora getirirler bu durumda çok geç kalınmış olur.Altına idrar kaçırma sadece aileyi değil çocuğu da psikolojik olarak çok olumsuz etkilemektedir.
   Bu yüzden aileler ile doktor görüştüğünde ilk önce aileye sabırlı olması,çocuğa karşı anlayışlı ve sevecen davranması ve bu hastalığın tedavisi için iradeli olması söylenmelidir.
2)Çocukla görüşme:
   Çocukların çoğu doktora geldikleri zaman neden doktora geldiklerini bilmemektedir,bu yüzden çocuğun iyice dinlenerek yakınmasını utanmadan sıkılmadan söylemesi sağlanmalıdır,çocuğa bu sorunun onun elinde olmadan oluştuğu ve düzelmesi için kendisinin de yardımına ihtiyacımız olduğu , eğer istenirse bu konuda ona yardım edilebileceği söylenmelidir.
3)Kayıt tutma:
   Sabah uyanınca ebeveynlerin ve çocuğun takvim üzerinde gece kuru mu kalkıldı ıslak mı kalkıldı kaydını tutması gerekir,gece ıslak geçmişse şemsiye,kuru geçmişse güneş resmi takvim üzerine çizdirilerek çocuğun da tedaviye katkısı sağlanır.
4)Ödüllendirme:
   Kuru kalkılan sabahlar için ödül verme tedaviyi olumlu etkiler.Islak kalkındığında ise ilgilenilmemesi,soğuk davranılması gerekir.
5)Sıvı kısıtlaması ve gece uyandırma:
   Akşam yemekleri susatmayacak cinsten olmalı,yemekten sonra yatmadan 3 saat öncesine kadar kısıtlı sıvı alımı yapılmalıdır,uykudan 1.5 saat sonra uyandırılmalı tuvalete götürülmelidir,gecede 4-5 kez uyandırmak sağlıklı değildir.
6)Mesane jimlastiği:
   Gündüz idrar yaparken birkaç kez mesane kaslarını kasıp gevşetmesi sağlanmalı,tuvalete gitmek için mesanenin iyice dolmasını bekleme önerilir,daha çok 9 yaşından büyüklere yaptırılabilir.
7)Alarm cihazı:
   Çocuk yatağını ıslatınca onu uyandıran bir alettir,2 ayda tedavi tamamlanır,önceleri yatağı ıslatınca alarm çalarken,zamanla çocuk bu durumu biliç altına yerleştirir ve altını ıslatmadan ve alarm çalmadan da uyanma gerçekleşir.
 8)İlaç tedavisi:
    Birçok ilaç tedavisi başlanır ve rahatlıkla kullanılır,ve kullanım süreleri 6 haftadan az olmamalıdır,ilaçların kısırlık yaptığı ve zararlı etkileri olduğu konusundaki fikirler tamamen yanlıştır,ilaç kullanımları esnasında her ilaçta olabilecek bulantı mide şikayetleri,halsizlik gibi belirtiler olabilir,bunlar ilaçları kesmeyi gerektirmez,ilaç kullanılırken bazen kullanımdan 1-2 gün içinde idrar kaçırma olayı tamamen düzelir ,bu durumda ilaçlar kesilmemelidir,bazı durumlarda tedavi bittikten bir süre sonra tekrar idrar kaçırma olayı başlayabilir,bu beklenen bir durumdur,o durumda doktorun tavsiyesine göre tedavi tekrarlanır veya başka tedavilere geçilebilir.
 
                                                                        Hazırlayan:Dr.Sibel Kılıçaslan
 
<< Başlangıç < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 Sonraki > Son >>

Sayfa 3 / 9
BilCELL Bilgisayar letiim - Bodrum Web Tasarm Bilgisayar Cep Telefonu Iphone Notebook Tamiri Sat Kampanyas Bodrum Servis ve Servisi
Copyright © 2010 BilCELL.® All rights Reserved.