MESAİ SAATLERİMİZ

Telefon Numaralarımız;
+90 252 317 05 28
Mesai Saatlerimiz;
Hafta İçi: 09:00-17:00
Cumartesi: 09:00-13:00
Acil Durumlarda 24 Saat GSM' numaralarımızdan Ulaşabilirsiniz...

Haberler

Bebeklerde Reflü   Bebeklerde Reflü  Mide içeriğinin sindirim borusuna geri kaçması olarak tanımlanan REFLÜ her yaşta çocuk ve erişkinde görülse de, en sık olarak görüldüğü dönem bebeklik dönemidir. Bebeklerde Reflü Neden Sık Görülür? Normalde sindirim borusunun alt ucundaki kaslar gevşeyerek gıdaların mideye geçişine izin verir, ardından kasılarak geri kaçışa engel olur. Bebeklerde, bu kapakçık mekanizması henüz yeterince çalışmamaktadır. Bebeklerin sıvı gıdayla beslenmeleri, çoğunlukla yatar pozisyonda olmaları da reflüyü kolaylaştırmaktadır. Fizyolojik Reflü Nedir? Bebekte, sık görülen reflü çoğunlukla fizyolojiktir, yani hastalık olarak kabul edilmez. Bu bebekler iyi beslenip kilo alırlar, keyifleri yerindedir. Sadece aile çok kustuğundan şikayetçidir. Bebek büyüdükçe, katı gıdalara geçtikçe, mide girişindeki kapakçık daha iyi çalıştıkça kusma giderek azalacaktır. Böyle bebeklere, tedavi vermek gerekmeyecektir. Reflü Ne Zaman Hastalık Olarak Kabul Edilir? Eğer çok kusan bebek, iyi kilo alamıyorsa veya asitli mide içeriğinin sindirim borusunu, akciğerleri tahriş etmesi nedeniyle aşağıdaki belirtilerin bazılarını gösteriyorsa, reflü hastalığından söz edilebilir. Beslenme sonrası veya yatarken aşırı huzursuzluk Aç olmasına rağmen az miktar emip bırakma Ağızdan aşırı miktarda salya akıtma Aşırı ağlamalar ( bazen gaz sancısı ile karışabilir ) Hırıltı, geçmeyen öksürük, tekrarlayan zatürreler Kronik ses kısıklığı Reflü Ne Zamana Kadar Sürer? Bebek büyüdükçe, büyük olasılıkla, reflü azalıp kaybolacaktır. İlk 6 ayda düzeldiği gibi 18-24 aya kadar süren reflüler de görülmektedir. Tüm vakaların % 80‘i, 2 yaşa kadar kendiliğinden geçmektedir. Reflü Nasıl Tedavi Edilir? Çoğu bebekte ilaca gerek kalmadan, aşağıdaki basit önlemlerle rahatlama sağlanabilir. Sık sık, az az besleme Beslenme sırasında sık sık gaz çıkarma Mümkün olduğunca anne sütüyle besleme ( mamaların içerdiği inek sütü proteinine karşı alerji de, reflüye yol açar) Yatarken başın biraz yüksekte olması reflüyü azaltacaktır. Mama ile beslenen bebeklerde daha koyu kıvamlı özel mamalar denenebilir. Bu önlemlerle yanıt alınamazsa, önce ilaç tedavisi, çok nadiren de cerrahi tedavi gerekli olabilir.  � Details...

Hepatit A Hepatit A, hepatit virüslerinden birinin yol açtığı karaciğerin iltihabi hastalığıdır. Hepatit virüsleri A'dan G'ye dek uzanan geniş bir yelpazede yer alırlar, farklı özellikleri vardır. Hepatit A, ülkemizde sık görülen, zaman zaman okullarda salgınlar yapan bir hepatit türüdür. Hastayla yakın temasla, enfekte su ve gıdayla bulaşır.  Mikrop alındıktan sonra bir kuluçka döneminin ardından; cilt ve göz aklarında sararma, iştahsızlık, halsizlik, bulantı, kusma, koyu renkli idrar görülebilir. 6 yaş altı küçük çocuklar, sarılık olmadan, hatta hiç belirti olmadan da hastalığı geçirebilirler. Gençler ve erişkinlerde daha ağır seyredebilir. Hasta kişi, belirtiler görülmeden önceki birkaç haftalık dönemde de bulaşıcıdır. Bulaşıcılık sarılık veya diğer belirtiler görüldükten bir hafta sonrasına kadar sürer. Kesin tanı kan testleriyle konur. Özel bir tedavisi yoktur, hastanın genel durumunu destekleyecek tedaviler verilir.Tedavide antibiyotiğin yeri yoktur.  Hijyen kurallarına dikkat etmek, özellikle el yıkama ile enfeksiyondan korunmak mümkündür. En güvenli yöntem ise, 2 yaştan sonra iki doz halinde yapılan aşıyla korunmaktır.  � Details...

Rotavirüs İshali Rotavirüs, küçük çocuklarda görülen ağır ishallerden sorumlu bir grup virüstür.Yaklaşık 2 gün süren kuluçka döneminin ardından kusma, ateş, karın ağrısı ve sulu ishal başlar. Ateş ve kusma 2-3 günde geçer, ishal ise 1 hafta- 10 gün kadar sürebilir. Bulaşıcı mıdır? Rotavirüs çok bulaşıcıdır. Mikrop bulaşmış su veya gıdayla, mikrobu taşıyan eller yoluyla vücuda alınır. Yuva gibi kalabalık ortamlarda, özellikle çocuklar tuvaletten sonra ve yemekten önce ellerini yıkamayı unuttuklarında kolayca yayılır. O kadar bulaşıcıdır ki, genel hijyen koşulları ne kadar iyi de olsa, hemen her çocuk 5 yaşını doldurmadan rotavirüs ishali geçirmiş olmaktadır. Ülkemiz gibi ılıman iklim kuşağındaki ülkelerde, kış aylarında görülür. Özellikle 2 yaş altı küçük çocuklar etkilenir. Erişkinde ise, daha hafif seyreder. Nasıl Tanı Konur? Kesin tanı, gaitada virüsün gösterilmesiyle konur. Nasıl Tedavi Edilir? Tedavinin amacı, çocuğun susuz kalmasını önlemektir. Ağızdan sık sık az miktarda sıvı alımı uygun olur. Doktor tuz- şeker karışımından önerebilir. Ağızdan yeterli sıvı alımı sağlanamazsa, özellikle küçük çocukta, hastaneye yatırılıp serum verilmesi gerekebilir. Anne sütü alan bebeğin emzirilmeye devam etmesi çok önemlidir. Antibiyotikler işe yaramaz. Kusma ve ishali durdurucu ilaçlar önerilmez. Önleme: Bu kadar çok görülen bir enfeksiyondan korunmak için ne yazık ki, kullanabileceğimiz bir aşı yoktur. (Not : 2007 öncesi Rotavirüsten korunmak için güvenilir bir aşı mevcut değildi, ancak yapılan çalışmalar sonucunda koruyucu ve güvenilir bir aşı elde edildi. En önemli koruyucu yöntem, el yıkama alışkanlığının kazandırılmasıdır. Hasta çocuğun ishal geçene  � Details...

Doğuştan Kalça Çıkığı  Doğuştan Kalça Çıkığı, çocuklarda sık görülen, erken anlaşılıp tedavi edilmezse kalıcı sakatlıklara yol açabilen bir sorundur. Üst bacak kemiğinin başı ile kalça eklemi arasında değişik derecelerde uyumsuzluk vardır. Bebek anne karnında gelişirken oluşan bazı problemler, kalça çıkığına neden olur. Kızlarda, ilk bebeklerde, makat gelişiyle doğan bebeklerde ve ailede kalça çıkığı öyküsü olanlarda daha sık görülmektedir. Genellikle, kalça tek taraflı olarak etkilenir. Hiç belirti vermeyebilir. Bebeğin bir bacağı daha kısa görünebilir, uyluktaki cilt kıvrımları asimetrik olabilir. Bebeğin bacaklarını rahatça yana açamadığı farkedilebilir. Bebeklikte anlaşılmamış vakalarda, yürümeye başladığında yalpalama, topallama, parmak ucunda yürüme görülebilir. Sağlam bebek izleminde, doktorunuz kalça kontrollerini de yapacak, şüphelenirse kalça grafisi veya ultrasonu ile kesin tanıyı koyacaktır. Daha sonra bir ortopedi uzmanına gönderileceksiniz. Özel bazı cihazlar veya alçılar yardımıyla kalça eklemi istenen pozisyona getirilecek, normal gelişim sağlanacaktır. Tedaviye ne kadar erken başlanırsa, sonuç o kadar iyi ve tedavi o kadar kolay olacaktır. Geç kalınmış vakalarda, ameliyat gerekli olacaktır. Bebekte tam gelişmemiş bir kalça eklemi mevcutsa, kalça çıkığına meydan vermemek için bebeği sıkıca sarıp kundaklamaktan, hareketini kısıtlayacak sıkı kıyafetler giydirmekten, küçük bez kullanmaktan kaçınmak gerekir.  � Details...

Altıncı Hastalık ( Roseola İnfantum ) Anne babaların altıncı hastalık adıyla tanıdığı Roseola, herpes ailesinden bir virüsün yol açtığı döküntülü bir hastalıktır.  Ateş nedeniyle hastaneye götürülen bebeklerde sık görülen bir enfeksiyondur. En sık 6-18 aylar arasında, bazen diş çıkarma ile birlikte görülür. Önce, bebekte 40 dereceye varabilen bir ateş görülür.( Diş çıkarma tek başına asla bu kadar yüksek ateş yapmaz ) Ateşin bu kadar yüksek olması, anne babayı endişelendirir. Bu endişe oldukça haklıdır, çünkü ateşe hassas bebeklerde ateşli havaleler görülebilir. Ateş düşürücü alınca, bebeğin biraz daha keyifli olduğu görülür. Bu yüksek ateşli dönem, 3-4 gün sürebilir. Bu sırada bebekte yapılan muayenede, tanı koydurucu belirgin bir bulgu saptanmaz. Ateşli dönemin ardından, aniden ateş kaybolur ve özellikle gövde, boyun ve kollarda soluk kırmızı döküntü ortaya çıkar. İşte artık ateşin nedeni ve hastalığının adı belli olmuştur. Bağışıklık sistemi normal olan çocuklarda, herhangi bir komplikasyona yol açmaz   � Details...

Lösemi Nedir?  Lösemi, bağışıklık sistemimizin önemli bir parçası olan beyaz kan hücrelerinin ( alyuvarlar ) kontrolsüz çoğalması sonucunda oluşan bir çeşit kanserdir. Çocukluk çağında en sık görülen kanser türüdür. En çok görüldüğü yaşlar 2-8 yaşları arasıdır. Lösemide, kemik iliğinde çok sayıda anormal hücre kontrolsüzce çoğalır ve normal kan hücrelerinin yerini alır. Bu nedenle hasta, enfeksiyon ve kanamaya açık hale gelir. Kemik iliğinden başlayan lösemi, vücudun farklı yerlerine de yayılabilir. Çocukluk çağında en sık ALL ( Akut Lenfoblastik Lösemi ) denilen türü görülmektedir. Löseminin Nedeni Nedir? Löseminin nedeni kesin olarak bilinmiyor. Ancak, bazı risk faktörlerinden bahsedilebilir. Down sendromu gibi bazı kromozomal hastalıklar, genetik yatkınlıklar, bazı viral enfeksiyonlar, yüksek doz radyasyona maruz kalmak, benzen türü kimyasal maddelere maruz kalmak bu risk faktörleri arasındadır. Bu risklere sahip kişilerin tümünde lösemi görülmemektedir. Son yıllarda yapılan bazı çalışmalarda, gebelik sırasında sigara içen annelerin çocuklarında artmış lösemi sıklığı saptanmıştır. Anne sütü almanın ise, çocuklarda lösemiden koruyucu etkisi olduğu düşünülmektedir. Löseminin Belirtileri Nelerdir? Soluk görünüm ( düşük kan değerlerine bağlı) Ateş İştahsızlık, halsizlik Kilo kaybı Kolay morarma ve kanama ( Burun kanaması, dişeti kanaması ) Gece terlemesi Kemik ve eklem ağrıları Düzelmeyen enfeksiyonlar Karında şişlik ( Karaciğer ve dalak büyümesine bağlı ) Lenf bezelerinde büyüme ( boyun, koltukaltı, kasıkta olabilir ) Lösemi Nasıl Tedavi Edilir? Çocukluk çağı lösemisi tedavi edilebilen bir hastalıktır. Hastalığın türüne göre bazı tedavi protokolleri uygulanmakta, uygun tedavi ve destekle iyi sonuçlar alınmaktadır. Kemoterapi ( ilaç tedavisi ): İlaçlar hap şeklinde, iğne şeklinde olabilir veya damardan serum içinde verilebilir. Bu ilaçların etkisiyle kötü huylu hücreler yok edilmektedir. Radyoterapi ( ışın tedavisi ) Kemik iliği nakli: Nadiren bazı hastalarda gerekebilmektedir.  � Details...

Kızamıkçık Kızamıkçık, çocuk ve erişkinde görülebilen, hafif ateş ve döküntüyle seyreden bulaşıcı bir hastalıktır. Ancak hamile kadın, özellikle ilk aylarda kızamıkçık geçirirse, anne karnındaki bebek etkilenebilir. Aşının kullanıma girmesinden önceki dönemlerde, gebelikte annenin geçirdiği enfeksiyon sonucu; düşükler veya bebekte katarakt, körlük, sağırlık gibi sorunlar ortaya çıkabiliyordu. Kızamıkçık, virüs kaynaklı bir enfeksiyondur. Özellikle kış sonu ve ilkbahar aylarında görülmektedir. Döküntü yüzden başlayıp aşağıya yayılan soluk kırmızı renktedir. 3 gün sürer. Özellikle kulak arkası ve ensede şişmiş lenf bezleri tipiktir. Hafif bir ateş veya boğaz ağrısı olabilir. Nadiren, eklemlerde ağrı, şişlik görülür. Oldukça bulaşıcı bir enfeksiyondur. Hastalık tablosu başlamadan 2 hafta öncesinden 1 hafta sonrasına kadar bulaşıcıdır. Direkt temas veya havayoluyla bulaşır. Genellikle klinik tablo, tanı koydurucudur. Eğer doktor gerekli görürse, kan testleri de yaptırabilir. Viral bir hastalık olduğundan herhangi bir tedavisi yoktur. Gerek olursa, ateş düşürücü, ağrı kesiciler verilebilir. Aşı ile korunulan bir hastalıktır. Aşısı oldukça etkilidir. 1 yaşına gelen çocuk, kızamık kızamıkçık kabakulak aşısı şeklinde kombine bir aşıyla aşılanır. Bunun 4-6 yaştaki tekrarı da ihmal edilmemelidir. Hastalığı geçirmemiş, aşılanmamış, hamilelik planlayan genç kadınların, işi gereği çocuklarla, gebelerle temasta olanların aşılanması uygun olur.  � Details...

ÇOCUKLARDA ATEŞ ve ATEŞLİ HAVALE  Normalin üstündeki vücut ısısı olarak tanımlayabileceğimiz ateş, anne babaları korkutsa da aslında çocuk için zararlı değil hatta yararlıdır. Çocuk hastalıklarında, özellikle enfeksiyonlarda görülen bir bulgudur, kendi başına bir hastalık değildir. Ateş, vücudun enfeksiyon etkeniyle savaşmasını, bağışıklık sisteminin daha iyi çalışmasını sağlar. Kaç Dereceye Ateş Demeliyiz? Bu, ateşin ölçüldüğü yere göre değişir. Makattan yapılan ölçümlerde 38 derece üzeri, ağızdan 37.5 , koltuk altından 37.2, kulaktan 38 derecenin üstündeki değerler ateş olarak kabul edilmelidir. Ateş Ne Kadar Yükselirse Tehlikeli Olur?  Ateşli bir çocuğu değerlendirirken, ateşin yüksekliğinden çok çocuğun genel durumu yol gösterici olmalıdır. Ateşin ne kadar yüksek olduğu, hastalığın ağırlığının bir göstergesi değildir. Çocuklarda ateşin en sık nedeni olan basit viral enfeksiyonlar, 39-40 derece ateşe neden olabilir. Tam tersine, bazı ciddi hastalıklar da çok yüksek ateşe yol açmayabilir. Ancak 0-3 ay arası bebeklerde, normalin üstünde ölçülen bir vücut ısısı- değer kaç olursa olsun- hemen doktora ulaşmayı gerektirir. Daha büyük çocuklarda, çocuğun genel durumuna dikkat etmek gerekir. Eğer çocuk uyanık, aktifse, oynuyorsa, yiyip içebiliyorsa, uykusu iyiyse, solunumu normalse çok korkmaya gerek yoktur. Ancak eğer; uyku hali, huzursuzluk, solunum zorluğu varsa, yeme içmeyi reddediyorsa, şiddetli başağrısı varsa, ateşi düşse de genel durumu düzelmiyorsa veya ateş 24-48 saatten uzun sürerse yine doktora ulaşmak gerekir. Çoğu anne babanın ateşle birlikte aklına gelen havale geçirme olasılığı ise, ancak bazı ateşe hassas çocuklarda, ateşin ani yükselmesiyle görülmektedir. ( Buna yazının devamında ayrıca değineceğiz) Ateşin Nedenleri Nelerdir?  Virüs veya bakterilerin yol açtığı enfeksiyonlar: Soğuk algınlığı, grip gibi enfeksiyonlar ateşin sık görülen nedenleridir. Soğuk algınlığında ilk 24 saat tek bulgu ateş olabilir, diğer belirtiler arkadan gelir. Anjin, orta kulak iltihabı, ishal, idrar yolu enfeksiyonu da ateşe yol açar. Nadiren zatürre, menenjit, tüberküloz gibi ciddi enfeksiyonlar da ateşin nedeni olarak saptanabilir. Aşılar: Bazı aşılardan sonra ateş görülebilir, aşıyı yaparken doktorunuz sizi uyaracaktır. Fazla kalın giydirme: Küçük bebekler, özellikle yenidoğanlar sıcak ortamlarda fazla giyimli olurlarsa, vücut ısılarını dengeleyemediklerinden ateşleri çıkacaktır. Romatizmal hastalıklar, bağışıklık sistemi hastalıkları,lösemi, lenfoma gibi hastalıklar ise uzun süren ateşlerde araştırılması gereken nedenlerdir. Ateşli Çocuğa Yaklaşım Nasıl Olmalıdır?  Öncelikle, ateşin düşmanımız değil dostumuz olduğunu bilerek hareket etmeliyiz. Ateşin yükselmesiyle, vücut enfeksiyon etkeniyle daha iyi savaşabilmektedir. O halde, ateşli çocukta hemen ateşi düşürmeye çalışmak gereksizdir. Eğer bir enfeksiyon söz konusuysa, ateşi düşürmek enfeksiyonu daha çabuk iyileştirmeyecek, nedeni ortadan kaldırmayacaktır. Ancak çocuk ateşli dönemde kendini kötü hissediyorsa, halsizse ateş düşürücü ilaçların yardımıyla kendini daha iyi hissedecektir. Bu durumda, doktorun önereceği parasetamol veya ibufen grubu ateş düşürücüler kullanılabilir. Ateşli çocuğun, normalden fazla sıvı almasına, susuz kalmamasına dikkat etmek gerekir. Eğer ateş çok yüksek değilse ve çocuk kendini kötü hissetmiyorsa, ilaç vermeden önce üzeri soyulup ılık bir duş aldırılabilir. Bulunduğu oda serin tutulmalı, giysileri mümkün olduğunca ince ve pamuklu olmalıdır. Ateşli Havale Nedir? Ateşli havale, 6 ay- 5 yaş arası ateşe hassas çocuklarda, ateşin ani yükselmesiyle görülen bir havale ( nöbet ) türüdür. Görülme sıklığı yaklaşık yüzde 3 ‘tür. Ateşli havaleye ailesel bir yatkınlık söz konusudur. Ateşli havale geçiren çocukların anne, baba veya yakınlarında çocuklukta ateşli havale geçirme öyküsü saptanabilir. Ateşli Havalede Ne Görülür? Çocuk aniden bilincini kaybeder, vücudu, kol ve bacakları kilitlenir. Ardından kasılmalar başlar, gözleri kayabilir.Altını ıslatabilir. Rengi solar. Genelde birkaç saniyeden 1-2 dakikaya dek sürer ve kendiliğinden geçer. Kasılmaların ardından çocuk derin bir uykuya dalmış gibi görünür. Ateşli Havale Sırasında Ne Yapmak Gerekir? Çocuğunun havale geçirdiğine tanık olmak, anne babalar için korkunç bir deneyimdir. Özellikle ilk defa böyle bir olay yaşanıyorsa, soğukkanlılığını korumak, paniğe kapılmamak pek kolay değildir. Ancak elden geldiğince sakin olmak, çocuğun da yararına olacaktır. Nöbet sırasında boğulma, tıkanmayı önlemek için çocuğun başı yana çevrilir. Ağzını açmaya çalışmak doğru değildir. Üzerinde sıkı giysiler varsa, açılıp gevşetilmesi uygun olur. Nöbet sonrası, ateşi düşürmek için ilaç verilebilir. İlk ateşli havale mutlaka doktor tarafından değerlendirilmeli, ateşe neden olan etken saptanıp buna uygun tedavi başlanmalıdır. Tekrarlayan ateşli havaleler geçiren çocuklarda, aileye nöbet sırasında makattan verilecek, nöbeti durduracak bir ilaç önerilebilir. Ateşli Havalenin Tehlikesi Nedir? Korkutucu görünümüne rağmen, ateşli havale geçirmek çocuklarda kalıcı bir hasara, nörolojik bir bozukluğa neden olmaz. Bir kez ateşli havale geçiren çocuk, ateşli olduğu dönemlerde tekrar havale geçirebilir. Yaşı büyüdükçe bu risk azalacak, 5-6 yaştan sonra ateşli havale görülmeyecektir.  � Details...

Suçiçeği Suçiçeği, varisella- zoster virüsünün yol açtığı döküntülü bir hastalıktır. En sık ilkokul çağındaki çocuklarda görülür, kış sonu ve ilbaharda salgınlar yapar.  Suçiçeğinin kaşıntılı, su dolu kabarcıklardan oluşan döküntüsü önce gövde ve yüzde başlar, ardından ağız içi dahil olmak üzere tüm vücuda yayılır. Hasta çocukta ateş, iştahsızlık, halsizlik görülür. Çok bulaşıcı bir hastalıktır. Solunum yolu ve yakın temasla bulaşır . Ev içi temasta bulaşma riski % 80-90 'dır. Tüm döküntü kabuklanana kadar ( yaklaşık 1 hafta ) bulaşıcıdır. Hasta çocuk 1 hafta sonra okula gidebilir. Hastayla temastan 10-21 gün sonrasında da diğer çocuklarda döküntü başlar. Hasta çocuğun izole edilmesi önemlidir, ancak döküntü başlamadan 1-2 gün öncesinde de bulaşıcı olduğundan diğerlerini tam olarak korumak için yeterli olmayacaktır.  1 yaşı dolduran çocuklar aşıyla korunabilir. Suçiçeği geçirmemiş hamileler, yenidoğan bebekler, bağışıklık sistemini zayıflatan herhangi bir hastalığı olanlar suçiçeği ile temastan kaçınmalıdırlar. Hastalığın sık görülen ateş, kaşıntı gibi yakınmalarına karşı doktorunuz bazı ilaçlar önerecektir. Özellikle kaşıntının önlenip cilt döküntüsünün iltihaplı yaralara dönüşmesi engellenmelidir.  � Details...

Büyümüş Lenf Bezleri Çocuklarda lenf bezleri, genelde enfeksiyonlar sırasında şişerek özellikle boyunda gözle görülen, ele gelen kitlelere yola açarlar. Bu durum, anne babayı kaygılandırır, kötü olasılıkları akla getirir. Bu yazıda, büyümüş lenf bezleri hakkında bilinmesi gereken önemli noktalara değineceğiz. Lenf bezleri, vücudumuzun savunma sisteminin önemli bir parçasıdır. Enfeksiyonlarla savaşmak için gerekli antikorları üreten hücreler, bu bezlerde bulunur. Bir enfeksiyon sırasında, o bölgeye yakın lenf bezleri aktifleşir, büyürler ve savunma hücreleri ve antikorların üretimi artar. Böylece, vücut enfeksiyon etkenine karşı korunmuş olur. Çocukların bağışıklık sistemi, sık sık önceden karşılaşmadığı mikroplarla karşılaşmakta, onlarla baş etmeye çalışırken vücudun normal bir reaksiyonu olarak lenf bezleri büyümektedir. Belli bir bölgede büyümüş lenf bezleri, genellikle çevre dokulardaki enfeksiyonlara veya o bölgedeki cilt bütünlüğünü bozan kesik, yanık, çizik, sinek ısırığı gibi olaylara bağlıdır. Baş, boyun bölgesi çocuklarda büyümüş lenf bezlerinin en sık görüldüğü yerlerdendir. Anjin, diş veya dişeti enfeksiyonları, ağız içindeki başka enfeksiyonlar buna neden olur. Kafatasının arka bölümü, kulak arkasındaki bezlerde büyüme; bu bölgeyi ilgilendiren enfeksiyonlarda, kızamıkçık gibi bazı döküntülü hastalıklarda görülür. Eğer vücuttaki lenf bezlerinde yaygın bir büyüme saptanırsa, bu durumun nedenleri Enfeksiyonlar Bazı romatizmal hastalıklar İlaçlara reaksiyon Lösemi gibi hastalıklar olabilir. Bazen de lenf bezleri kendileri iltihaplanabilir ( bu duruma lenfadenit denir ). Bu durumda lenf bezi hızla büyür, üstünde kızarıklık, ısı artışı fark edilir. Antibiyotikle tedavi edilmesi gerekli olur. Eğer lenf bezi şişmiş, ısı artışı veya kızarıklık yoksa izleme alınır. Neden olan enfeksiyon geçtikten 1-2 hafta sonra, küçüldüğü görülür. Ancak küçük çocuklarda, bu süreç bazen aylar alabilmektedir. Eğer tüm vücutta lenf bezlerinde büyümeler varsa Beraberinde ateş, kilo kaybı, gece terlemeleri varsa Şişmiş lenf bezi giderek büyüyorsa Ele sert ve hareketsiz geliyorsa Büyüklüğü 1 cm’den fazlaysa, gerekli araştırmaların yapılabilmesi için zaman kaybetmeden doktora başvurmak gereklidir  � Details...

--= NFSP =--

Çocuklarda Omurga Eğriliği (Skolyoz) Vücudumuzu dik tutan bel kemiği (omurga) bazan eğrilikler gösterir. Çok genç yaşlarda başlayabilen eğrilikleri ancak dikkatli anneler yakalayabilir. Çocuklar elbiseli iken yeni başlayan ve hafif eğrilikleri fark etmek mümkün değildir. Ama anneler çocukları elbisesiz de görebilirler. Daha çok kız çocuklarda gözlenen omurga eğiriliklerini erken fark etmek ana-baba, öğretmen gibi büyüklere düşmektedir. Omurga silindir yapıda birçok kemiğin, disk denilen kıkırdak yapılarla birleşmesinden oluşur. 7 tane boyun,12 tane sırt, 5 tane bel omur kemiği koksiks adı verilen piramide benzer parça ile birleşip iskeletin esas parçası olan bel kemiğini (omurgayı) oluşturur. Omurga vücudu dik tutan bir destek, omuriliği koruyan bir yapıdır. Omurganın boyun ve bel bölgesi oldukça hareketlidir. Omur kemiklerinin mükemmel bir şekilde birbirine eklem ve bağlarla birleşmesinden oluşan omurga yandan belirli normal eğrilikler gösterir, yandan bakılınca boyun ve bel bölgesinde içeri doğru girintili sırtta ise dışa doğru çıkıntılıdır. Ama omurgaya önden bakılınca dümdüzdür. Önden bakıldığında omurganın bir bölümünün sağa veya sola doğru kavis yapması ve rotasyon (dönme) göstermesi bir bozukluktur. Bu bozukluğa Skolyoz denir. Ancak annelerin bu konuya daha duyarlı olması ile bu rahatsızlık daha erken yakalanabilir. Vakaların çoğunda neden bilinemez. Nedeni bulunmayan eğriliklere idyopatik skolyoz denir. Genetik geçiş özellikleri vardır. Kız çocuklarda daha fazla görülür. Ağır vakalarda eğrilmeler ergenlikte çok hızla ilerler. Araştırmalar çocukların %5'inde skolyoz görüldüğünü bildirmektedir. Eğrilikler çeşitli tiplerde olabilir. Sırtta sağa veya sola belde sağa veya sola veya hem sırt hem belde karşılıklı eğrilikler olabilir. Omurga eğrilikleri çocukluktan sonra da oluşabilir. Erişkinlerde sırt kaslarının dengesizliği, aşırı şişmanlık, osteoporoz (kemik erimesi) gibi durumlarda sonradan skolyoz gelişebilir. Çoğu zaman eşit çalışmayan kaslar sırt kaslarında dengesizliğe neden olur ve omurgada eğrilik gelişir. Bu durum omurgada kalıcı bozukluk yapmadan fark edilebilirse düzeltilebilir. Belirti ve Bulgular Hafif bir eğrilik hiç bir fiziksel aktiviteyi engellemez. Çoğu zaman dikkat edilmeden fark bile edilemez. Bazan tesadüfen röntgen filminde omurgada eğrilik görülür. Ağır eğrilikler ise elbiseli iken bile fark edilebilir. Kötü gidişli skolyozda omurganın giderek eğrilmesi ileri yaşlarda göğüs boşluğunu daraltır. Bu daralma ileride kalp ve akciğer sorunlarına yol açar. Teşhis Basit bir çekül doğrultusu ile omurganın doğruluğuna bakılabilir. Ensenin tam ortasına konulan çekül ipinin omurgadan düz olarak geçip yere tam iki ayak ortasına inmesi gerekir. Ayrıca her iki omuzun aynı seviyede olması, öne doğru eğilince sırtta asimetri veye bir tarafta farklılık olmaması gerekir. En ufak bir şüpheniz varsa doğru teşhis için uzman doktor muayenesi ve radyolojik tetkikleri yaptırın. Gerekli omurga filmlerinde omurgalardaki dönmeler tesbit edilir ve skolyozun açısal ölçümleri yapılır. Skolyozlu hasta belirli aralıklarla mutlaka kontrol edilmelidir çünkü eğrilikler hızla ilerleyebilir. Tedavi Hafif vakalar sadece gözlem altında tutulur, erişkin veya çocuk zaman içinde takip edilir. Bu arada kaslardaki dengesizliğin, sertleşme ve kısalmaların önlenmesi için düzenli egzersizler yapılmalıdır. Kötü gidişli vakalarda eğrilik ve omurgada dönmenin artması ile göğüs boşluğunu zamanla çok daralır. Akciğere giren çıkan hava azalır. Yaş ilerledikçe ve çocuk büyüdükçe akciğerde sık sık problemler çıkabileceği için bu tip vakalarda korse uygulaması ve ameliyat yapılmasını gerektirebilir.  � Details...

DİL SEÇİMİ

English Arabic Bulgarian Croatian Czech Danish Dutch Finnish French German Greek Hindi Italian Japanese Korean Norwegian Polish Portuguese Romanian Russian Spanish Swedish Catalan Filipino Hebrew Indonesian Latvian Lithuanian Serbian Slovak Slovenian Ukrainian Vietnamese Albanian Estonian Galician Hungarian Maltese Thai Turkish

İSTATİSTİK

BUGÜN46
DÜN295
BU HAFTA573
BU AY5679
TOPLAM231807

(C) BilCELL
Doktorun Notları
Yeni Doğan Bebek Bakımı

Göbek Bakımı:

Ortalama olarak bebeklerin göbekleri 4-10 gün arası düşer,nadiren 20-25 günü bulabilir.Göbek düşene kadar reçede yazılı olan % 70’lik alkolden her gün sabah ve akşam göbek kordonunun deri ile birleştiği yere döküp, üzerine herhangi bir bez sarmadan kendi kıyafetlerini giydirmek gerekir.Bebeğin bezinin kordonun üzerine gelmemesi için bezin ön tarafı dışa katlanır ve bantlar katlanan kısma yapıştırılır.Göbek düştükten sonra 2 gün daha aynı ilaçtan dökmek gerekir,göbek düştükten sonra ve düşmeden önce göbekte bir miktar kanama normaldir.Bebeğin banyosu göbek düştükten sonra yapılmalı ve sonrasında hava ısısına göre her gün veya günaşırı yıkanmalıdır.Banyo sonrası bebeğin vücuduna bebe yağı veya bebe losyonu sürülmeli ,kulakların dış kısımları sadece ıslak bezle temizlenmeli
kulak pamuğu kullanılmamalıdır.
Burun Temizliği:
Bebeklerin burunları özellikle ilk 6 ay sık sık tıkanabilir,bunun sebebi burun deliklerinin küçük olup doğal salgılarını kolayca atamamalarıdır.Özellikle emzirmeden önce reçetede yazılı olan damladan, her iki burun deliğine 2 damla damlatılmalı ve her iki günde bir yeni burun damlası tüpü açılmalıdır.Bebeklerin geniz arkasından gelen hırıltı sesinden de tedirgin olunmamalıdır.
Göz Bakımı:
Bebeklerin gözlerinde zaman zaman çapaklanma ve yaşarma olabilir,gözleri ılık su ile ve gazlı bezle her gün silmek
gerekir.Göz kapakları birbirine yapışacak kadar çapak olduğunda doktor tavsiyesi ile damla kullanmak gerekir.
Ancak gözde sürekli akma ve çapaklanma göz kanalı tıkanıklığı sebebiyle olabilir,6 ay beklendiği halde gözde akma devam ediyorsa göz doktoruna gösterilmelidir.
Alt Temizliği:
Bebeklerin altları ılık su ve pamukla temizlenmelidir,hazır ıslak mendiller ne kadar kaliteli olursa olsun ilk 6 ay
kullanıldığında pişiğe sebep olabilirler,bu yüzden en erken 6 aydan sonra kullanılmalıdırlar,pişik pomadı olarak
reçetede yazılı olan pomadı her alt değiştirdikten sonra kullanabilirsiniz.
Cilt rengi:
Birçok bebekte 2 günlükken başlayan ve 10 gün devam eden fizyolojik sarılık dediğimiz bir durum olabilir,bu
sarılık gelip geçicidir ve herhangi bir sorun yaratmadan kendiliğinden geçer.Ancak bazen kan sarılık düzeyi çok yükselir,cilt koyu sarı renk alır ve bu durum bebeğe zarar vermeye başlar,bu yüzden bebek sarardığı zaman renk çok koyu değilse, bebeği sık sık emzirmek ve bol güneş aldırmak yararlı olabilir,ancak renk fazla koyu olduğunda
mutlaka doktor muayenesi gerektirir ve gerekirse hastaneye yatarak fototerapi tedavisine alınır.Sözünü ettiğimiz
sarılığın halk arasında bilinen hepatit b hastalığı ve hepatit b aşısı ile hiçbir ilgisi yoktur.
Beslenme:
Bebekler ilk 6 ay sadece anne sütü ile beslenmelidir,ilk 15-20 gün her ağladıkça,20 günden sonra 2.5-3 saat aralıklar ile belli bir düzen içinde beslenmelidir.Bebek her öğünde her iki göğsü de emmeli ve 1 göğüste 10 dk
kalmalıdır,göğüslerde yara olmaması ve bebeğin emerken gaz yutmaması için göğüsün kahverengi kısmı tamamen bebeğin ağzının içinde kalmalıdır,bebek emdikten sonra dik olarak tutularak gazı çıkarılmalı ve sonra yan pozisyonda yastıksız yatmalıdır,tam yan yatabilmesi için sırtına bir destek konulmalıdır,bebekte kusma varsa baş ve omuzun altına ince bir yastık koymakta yarar vardır,her emme öncesi göğüsler ılık suyla silinmelidir.Bebeklere katı gıdalara geçene kadar su verilmez çünkü bebek tüm sıvı ihtiyacını anne sütünden ve mamalardan karşılar.
Fenilketonüri testi ve Guatr taraması:
Fenilketonüri ve guatr testi erken tanı konulmazsa zeka geriliği yapan iki hastalığın erken teşhisi için topuktan alınan
kan testleridir.Bu kanın alınması için bebeğin 48 saatini doldurması gerekir.Bu kanlar sağlık ocağı tarafından alınır,incelenir ve problemli olanlar ailelere bildirilir.Gebelikteki tüm testler normal olsa ve bebek doğduktan sonra normal görünse bile bu kanın alınması şarttır.
Aylık kontroller ve aşılar:
Bebeğiniz taburcu olduktan sonra ilk kontrolü 1 hafta sonra yapılacaktır.Türk toplumunda hepatit b taşıyıcılığı yüksek olduğu için bebek taburcu olmadan önce  1. doz hepatit b aşılaması yapılacaktır,daha sonra aylık muayene
 ve aşılara devam edilecek ve randevu tarihleri verilecektir,aylık muayenelerde boy,kilo,baş çevresi takibi,beslenme durumu,vitaminler,ek gıdalar konuşulacaktır ve aylık beslenme listesi verilecektir, aynı tarihlerde isteyen hastalara aşıları bizzat doktor tarafından yapılacak ve devlet sektöründe yapılmayan özel aşılar hakkında da bilgi verilecektir.Her çocuğun sağlıklı gelişmesi ve herhangi bir hastalık açısından takipte tutulması, için ilk 6 ay, ayda 1 kez,6 ay –2 yaş arası 3 ayda bir,2-6 yaş arası 6 ayda bir muayeneden geçmelidir.
                                                                                                          Hazırlayan:Dr.Sibel Kılıçaslan
 
 
Yeni Doğanda Normal Sayılan Bulgular

  YENİDOĞANDA NORMAL SAYILAN BULGULAR

    Cilt Lekeleri:
Ciltte anneden geçen hormonların etkisi ile sivilceler çıkabilir,alın,yüzde ve gövdede isilik benzeri kırmızı lekeler de aşırı sıcak ve terden oluşabilir, teri silmek ve yıkamak çok iyi gelir,cilt çevreye uyum sağladıkça zamanla geçer.Belde,sırtta,kalçada mor renkli lekeler görülebilir,esmer tenli bebeklerde sıklıkla görülür,bir hastalık belirtisi değildir,2 yaşından sonra çoğunlukla geçer,nadiren geçmeden kalıcı olabilir.Banyoda ve giydirmek için soyduğumuzda cilt mor gibi dalgalı görüntü alabilir,ısı farkına cildin verdiği bir tepkidir,cilt olgunlaştıkça görüntü kaybolur.Göz kapaklar,burun kökü ve ensede kırmızı gül lekesi dediğimiz lekeler de 1 yaşından sonra kaybolur.Başta ve kaşların üzerinde konak dediğimiz kabuklanmalar olabilir,kuru ve allerjik yapılı bebeklerde sık görülür,badem yağı ile yağlayıp 1 gün bekledikten sonra banyo yaptırmak iyi gelir,ayrıca kuru ciltli bebeklerde ciltte soyulmalar olur,nemlendirici kullanılmalıdır. El ve ayaktaki kılcal damarların inceliğinden ve mevcut yağ dokusunun azlığından ötürü bebeklerde bu kısımlar soğuk olur, üşüdüğü anlamına gelmez,özellikle emerken ve uykuda baş,ense ve sırtta terleme normaldir,bazı çocuklarda terleme aşırı olur ancak bu hastalık belirtisi değildir. Bebeklerin çoğunda ,özellikle süt çocukluğu döneminde cilt rengi, büyüme döneminde oluşan fizyolojik anemiye(kansızlık) bağlı olarak soluktur,bu dönemdeki kansızlık özellikle anne sütü alan bebeklerde hızla gelişen boy ve kilo oranlarına kan değerlerinin yeterli ulaşamaması,artan ihtiyaçtan ötürü gıdalardan yeterli demir alamamasına bağlıdır,her çocukta olabilen bu durum kilo gelişimi normal ise test yapmaya ihtiyaç duymadan ilaçla tedavi edilir,renkte düzelme olmayan ve kilo gelişimi yetersiz olan çocuklara gerekli testler yapılmalıdır.
   Burun:
Birçok bebekte burun arkasında hırıltı ve tıkanıklık olabilir,6-8 ayına kadar da yoğun olarak devam eder,bazen daha uzun sürer,burun deliklerinin henüz küçük olmasına ve burun salgılarının geniz arkasında kurumasına bağlıdır,bu hırıltı, muayenede akciğerler dinlendiğinde  normal bulunmuş ise hastalık olarak algılanmamalıdır,serum fizyolojik damlalar veya okyanus suyu kullanılabilir,ancak özellikle allerji mevsimlerinde,sigara içilen ve kömür yakılan ortamlarda burun tıkanıklığı ve öksürük çoğalıyorsa alerjiye bağlı olacağı unutulmamalıdır. Öksürük olmadan sadece geniz ve burun tıkanıklığı şikayetleri 6-8 ayına kadar geçmiyorsa geniz eti büyümesi açısından KBB doktoruna muayenesi gerekmektedir.
    Gözler:
Normal doğum esnasında zorlanmaya bağlı olarak göz bebeklerini etrafında, çizgi şeklinde kırmızı kanamalar görülebilir,bu her 3 doğumda 1 tanesinde olabilir tedavi etmeden kendiliğinden geçer.Gözlerde içe şaşılık 3-4 aya kadar normaldir,bazen de iki göz arası mesafe birbirinden uzak olan bebeklerin gözleri şaşı gibi görünür,göz şaşılığı şüphesinde 1 yaşına kadar beklemek gerekir,düzelmeyenler göz doktoruna gitmelidir.Gözden sürekli göz yaşı gelmesi ve çapaklanması göz kanalı tıkanıklığını şüphelendirir,genelde doğumda açılmamış göz yaşı kanalları en geç 6 ay dolana kadar açılır,bu süre içinde gözün alt iç tarafına parmakla masaj yapılmalıdır,çok çapak göz damlası kullanılabilir,1 yaşından sonra ise göz hekimi görmelidir.
   Kulaklar:
Sarı kahverengi akıntı normaldir,miktarın çokluğu sizi tedirgin etmemeli,akan kir kulak pamuğu kullanılmadan sadece temiz tülbent veya peçete ile silinmelidir.4-5 aylıktan itibaren bebekler ellerini kulaklarına götürebilir,kulakları ile oynanmasından hoşlanabilir,bu durum kulaklarının iltihaplandığı anlamına gelmez,çok zaman bu durum dişlerinin kaşınmasından ileri gelir.
 
     Ağız:
Yanakların içlerinde  beyaz noktacıklar pamukçuk işaretidir,her beslenme sonrası karbonatlı su
ile temizlemek çok zaman yeterlidir,geçmediği zaman ilaç kullanılmalıdır.2.5-3 aydan itibaren ağzından salya gelmesi ve ellerini ağzına götürmesi diş kaşıntılarından ileri gelir ancak dişlerin hemen çıkacağı anlamına gelmez,ayrıca bu aydaki bebekler tükrük yutmayı bilmediklerinden çok salya akıttıkları gibi,her türü cismi de ağızları ile keşfetmeye çalışırlar.
     Gövde:
Gövde, kollara ve bacaklara göre uzundur,yağ tabakası azlığından dolayı ön göğüs kemiği ve kaburgalar çıkık durur,memelerdeki şişme normaldir,anneden geçen gebelik hormonlarına bağlıdır,bu hormon seviyesi düştükçe kendiliğinden geçer,kesinlikle ovalanmamalı ve sıkılmamalıdır,hem kalp atışları hem de soluk sayısı bize göre fazladır, göğüs solunumu yarine karın solunumu yaparlar,ancak öksürükle birlikte soluk sayısı çok daha hızlanırsa bu hastalık belirtisi olabilir.Kalbi dinleyerek yaptığımız muayeneler esnasında bebeklikten okul çağına kadar çocuklarda basit üfürüm dediğimiz sesler duyulabilir ve normal sınırlar içinde olduğu için aileye söylememiz gerekmez,çoğu zaman da kansızlık bu sesi duymamıza sebep olur,eğer duyduğumuz ses normal saydığımız sınırların üstünde ise aileye bilgi verip gerekli araştırmaları yapmak gerekir.Karın bombe ve gergin durur,bu durum gaz şikayetlerine bağlıdır ve gazdan dolayı devamlı ıkınması ve ayaklarını karnına toplaması normaldir.Bebekler günde 5-6 kere kaka yapabildiği gibi ,3 günde bir de yapabilir,her iki durum da normaldir,bir hastalık belirtisi değildir.15 günden itibaren bebeğin kakası, ilk günlere göre sulanıp ishal şeklini alabilir,bu geçici bir durumdur ve 2 ayna kadar düzelir.Gaz çıkarırken bir miktar kusması normaldir,kilo alışı normal ise ilaç vermeye gerek yoktur,hem aşırı kusuyor, hem de kilo alışı az ise hastalık durumu olabilir.
      Genital bölge:
Kız bebeklerde vaginal bölgeden akıntı ve bir miktar kanama gelebilir,anne sütündeki gebelik hormonlarına bağlıdır,zamanla geçer,erkek bebeklerde ise testislerde su toplanması ile birlikte bir testis daha şiş görünür,1 yaşına kadar geçer ,ancak fıtık ile ayrımı mutlaka yapılmalıdır.Bazen de testisler inmemiş olur ve kese boş görünür,1 yaşından sonra bu durum devam ediyorsa üroloji veya çocuk cerrahisi hekimi görmelidir.Erkek bebeklerin bazılarında penis derisi geriye gitmez,bu durum idrar yapmasında zorluğa ve idrar yolu iltihabı geçirmesine sebep olabilir erken sünnet önerilir, banyo yaparken bu derinin aile bireylerince sürekli geriye ittirilmesi iyi değildir.Bazı bebekler doğuştan sünnetliymiş gibi doğarlar, böyle bir durumda sünnet ettirilmeden önce mutlaka bevliye doktoruna gösterilmelidir.
      Ortopedik Muayene:
Yenidoğan bebeğin  rutin muayenesi esnasında bebek kasları ilk hafta içinde çok gevşek olduğu için ,kalça çıkığı mevcut olsa bile tespit edilmeyebilir,aylık kontroller esnasında tekrar tekrar kalça eklemi muayenesi yapılmalı,aileye bebek için mutlaka hazır bez kullanması söylenmeli
kundak yapmaları önlenmelidir,şüpheli durumlarda da kalça USG çekilmeli ve gerekirse ortopedi doktoru muayenesi istenmelidir.Ancak artık bir çok hastanede hafif kalça çıkıklarının bile atlanmaması için rutin olarak kalça USG yapılmaktadır.Ailede kalça çıkığı olan birey varsa,bebek makat gelişi ise,bazen de ikiz,üçüz doğumlarda bebek 1 ayı geçtikten sonra  mutlaka USG çekilmeli gerekirse ortopedi hekimine muayene ettirilmelidir.Ayrıca bebek 9 ay boyunca anne karnında belli pozisyonda durduğu için ,doğduktan sonra bir süre bu pozisyonunu muhafaza etmesine bağlı olarak ayak bilekleri içe dönük ve bacakları çarpık durabilir,bu durum zamanla düzelir.
      Nörolojik Bulgular:
Bebeğe dokunulması ve ani bir gürültüde kollarını aniden açıp kapama tarzındaki sıçrama  hareketi MORO refleksi dediğimiz sağlıklı bir durumdur.Bazı bebeklerde bu sıçrama hareketi daha abartılı olur,ancak telaşlanılmamalıdır.Refleksleri kuvvetli olan bebeklerin bu hareketleri, uyku esnasında sık uyanmalarına sebep olacağından beşiğinde uyurken battaniye ile kolları sarılabilir.Böyle bebekler daha çok ağlarlar ve sürekli anne kucağını ararlar.
      Uyku Düzeni:
Her bebekte farklı sürelerde günlük uyku düzeni olabilir.Günde kaç saat uyuyacağının kesin bir kriteri yoktur.Bazı bebekler kesintisiz olarak yarım saat bile uyumazlar,gece uykuları genellikle 3 aydan sonra uzamaya başlar,gece uyanınca mümkün olduğunca ışık yakılmamalı ve gece-gündüz farkını anlaması sağlanmalıdır.6 aydan sonra bebeklerde özellikle geceleri anlam verilemeyen ağlamalar olur,bu durum gerek diş sancılarına,gerek gördüğü rüyalara, gerekse yanında o an birine ihtiyaç duymasına bağlıdır,1 yaşından büyük gece ağlayan bebeğe su verilebilir, ancak mama,süt gibi besinler verilmesi bebeklerin bir süre sonra gece beslenmesine alışmalarına ve daha sık uyanmalarına sebep olmaktadır.       
 
                                                                             Hazırlayan:Dr.Sibel Kılıçaslan
 
 
 
Tuvalete Alıştırma

 TUVALETE ALIŞTIRMA

Çocukların tuvalete alıştırma yaşı her çocukta farklı olmakla birlikte ortalama olarak 18-24 ay arasıdır,bunun için çocuk eğitime hazır olmalıdır.
Çocuğun eğitim için hazır olduğunun belirtileri:
1)Bezinden rahatsız olması ve çıkarmak ,iç çamaşırı giyinmek ve lazımlık kullanmak istemesi
2)Günde 2 saat ve uyku sonrasında altını kuru almamız,dışkısını belli saatlerde yapması
3)Motor aktivitenin yeterli olması(söylenen yere kendi başına gidip dönmesi basit işleri başarıyla yapması,oyuncaklarından lego parçalarını kurabilmesi,kule yapabilmesi,yaşına uygun yapbozları yapabilmesi vb,banyoya kendisi gidip,kıyafetlerini çıkarabilmesi)
Çocuğa zamanından erken tuvalet eğitimi verilmeye çalışıldığında :
1)Boş yere zaman kaybı ve başarısızlık
2)İleriki dönemlerde alt ıslatma
3)Tuvaletini gizlemesi ve sonucunda kabızlık olması
4)Psikolojisinin bozulması,hırçın ve inatçı olması mümkündür.
Uygulamaya nasıl geçilmeli?
Başarılı bir eğitim yaklaşık 7-10 gün sürer.
_İlk olarak çocuğa lazımlık alınmalı ve özellikle lazımlığı kendi seçmesi sağlanmalıdır
_Yetişkin tuvalete adaptör alınmalıdır
_Yaz mevsiminde evde alt tamamen açık tutulabilir veya sadece külot giydirilebilir
_Eğitim külotları alınmalı(daha çok ev dışında kullanılmalıdır)
_Pantolon,külot indirme egzersizleri,el yıkama ve temizlik egzersizleri yapılmalı
_İlk günler her 45 dk da bir tuvalet hatırlatılmalıdır
_Çocuk yakından izlenmeli,hareketlerinden tuvaletinin gelip gelmediği anlaşılmalı
   ve lazımlığa oturtulmalıdır,özellikle oyun oynarken altını ıslatabilir,oyunu bölüp
   mutlaka tuvaleti sorulmalı veya lazımlığa oturtulmalıdır ayrıca sabah uyanınca ilk iş olarak
   yemekten sonra ve uykudan önce de lazımlığa oturtulmalıdır.
_Lazımlığa veya tuvalet adaptörüne oturmak istemiyorsa kendimiz bu işlemi
   nasıl yaptığımızı gösterebiliriz veya oyuncak bebeğini tuvaletini yapıyormuş
   gibi gösterebiliriz ve bebeği ödüllendiririz
_Lazımlığa oturturken ona büyüdüğünü,tuvaletini kendinin yapması gerektiğini
 söylemeli, yalnız bezi de kötülememeliyiz(beze alışkın olan çocuk eğitim
 aşamasında kendini kötü hissedebilir),bezini çıkarmak istemiyorsa altında bezi varken de
 lazımlığa oturtulup tuvaletini yaptırarak tuvalete alıştırabiliriz.
_Lazımlığa oturduktan ve tuvaletini yaptıktan sonra sözle,hareketlerimizle hatta
   küçük oyuncaklarla ödüllendirmeliyiz.
_SABIRLI OLMALI VE ALTINI ISLATTIĞI İÇİN ASLA KIZMAMALI
   VE CEZALANDIRMAMALIYIZ
 
Gece Tuvalet Alışkanlığı Elde Etme:
 
1)Genellikle 2.5 yaşına gelmesini beklenmeli
2)Mümkün olduğunca kısa zamanda altından bezi alarak yatırılmalı(çünkü sürekli
   gündüz bez bağlanmaz gece bağlanırsa ilerde gece alt ıslatma sorunu yerleşebilir)
3)3-4 gece boyunca çocuk yatırmadan önce,anne baba yatmadan önce,sabaha
   karşı olmak üzere 3 kere tuvalete kaldırılmalı ve çocuk tuvaletini yaparken tam
   uyanık olması sağlanmalıdır(tuvalete yaptığının farkında olması için).
                                                                               Hazırlayan:Dr.Sibel Kılıçaslan
 
 
 
Obez 5 Yaş Üstü Çocuğa Diyet

  OBEZ(ŞİŞMAN) 5 YAŞ SONRASI ÇOCUĞA DİYET

Dengeli diyet:
1)Diyetin bileşimi değiştirilmeden toplam kalorinin azaltılmasıdır(alınması gerekli
    kalori % 30-40 azaltılmalıdır
 Alınan enerjiyi azaltmak için uyulması gerekli kurallar
       _Kızarmış ve pişirilirken yağ ilave edilmiş yiyeceklerden kaçınmak
       _Etlerin yağlı kısımlarını ayırıp kullanmamak
       _Yiyecek ve içeceklere şeker ilave edilmesinden kaçınmak
       _Bisküvi,kek,pasta,şeker ve çikolata yemekten kaçınmak
       _Her öğünde sebze ve salata olması
       _Meyve ve düşük kalorili yoğurt tüketmek
       _Tüketilen sütün kaymağı alınmış olmalıdır(günde en fazla 600 ml içilmelidir)
       _Kahvaltıda veya kızarmış ekmek yerken üzerine çok az miktarda tereyağı sürmek
       _Tam yağlı peynir yerine az yağlı peynir tercih etmek
       _Diyabetikler için olan gıdalardan kaçınmak.
2)Diyetten 1 veya daha fazla besinin çıkartılması(karbonhidratlı ve yağlı yiyeceklerin
      tümüyle çıkartılmasıdır),protein kısıtlaması yapılmaz,bu diyetle vücut gerekli enerjiyi
      yağ asitlerini yakarak sağlar ve bol miktarda keton idrarda çıkar ,bu sayede su
      idrarla fazlaca atılırken kilo kaybı da gerçekleşir,bu diyet iştahı da azaltır.
3)Tek besin içeren diyet:Hastaya her öğün aynı besinin verilmesidir,bu sıkıcı diyet
      birkaç gün içinde hastanın kendini kısıtlamasını sağlar.
4)Posalı diyet:Özellikle bol sebze ile sağlanan lifli gıdalar diyetin kalorisini azaltmakta
      yemek yeme süresini uzatmakta ,emilimi ve sindirimi zor olduğu için açlık hissini
      geciktirmektedir.
Egzersiz:
Koşma,tempolu yürüme,aerobik,bisiklet binme,tenis, yüzme önerilir.
          a)Egzersiz sıklığı:Haftada 3-4 kez olmalıdır.
          b)Egzersiz derecesi:Kalp hızı normalin %50-60 ı kadar artacak derecede yapılmalı
          c)Egzersiz süresi:İlk başlangıç 15 dk,sonra artırılır,30-40 dk yapılmalıdır,
          d)Egzersiz tipi:tüm kasları çalıştırmalıdır,yüzme,koşma,bisiklet,tenis,dans vs.
          e)Tüm aktivitelerden çocuk zevk almalı ve eğlenerek yapmalıdır.
Davranış değişiklikleri:
1)Kendisinin ve ailenin takip edeceği şeyler
    _Aldığı gıdaların kaydının tutulması sağlanmalı(ne zaman,ne kadar ve ne yediği)
    _Günlük aktivitenin cinsi,süresi,derecesinin kaydedilmesi.
2)Yemek yemeyi artıracak nedenlerin ortadan kaldırılması
    _yemek yedikten sonra alışveriş yapılmalı,açken yapılmamalı
    _liste yapıp listeye göre alışveriş yapılmalı
    _hazır yiyeceklerin alınmasından kaçınılmalı
    _alışverişte gereğinden fazla para bulundurulmamalı
    _gıda alımının kısıtlanması planlanmalı
    _planlanan zamanlarda ana ve ara öğün yenmesi
    _arkadaş ve yakınların yeme ısrarlarını reddetme
    _yemekte kullanılan tabağın küçük olması
    _evde bisküvi,kurabiye,meyve ve kuruyemişlerin el altında bulunmaması
    _tabaklara yemek konduktan sonra kalan yemeğin sofradan kaldırılması
    _yemek bittikten sonra sofradan hemen kalkılması
    _davetlere gitmeden önce düşük kalorili bir ara öğün alınması.
3)Fazla yemek yemeği önleyen tekniklerin geliştirilmesi:
    _yemeğe başlamadan önce 1 bardak su içilmesi
    _gıdaların iyi çiğnenmesi
    _çiğneme sırasında çatalın tabağa bırakılması
    _yemek esnasında dergi,kitap okunmaması ve televizyon izlenmemesi.
4)Bu değişiklikleri uygulama konusunda tüm aile fertleri ve arkadaşların yardımının
    alınmasının sağlanması.         Hazırlayan:Dr.Sibel Kılıçaslan
 
 
<< Başlangıç < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 Sonraki > Son >>

Sayfa 1 / 9
BilCELL Bilgisayar letiim - Bodrum Web Tasarm Bilgisayar Cep Telefonu Iphone Notebook Tamiri Sat Kampanyas Bodrum Servis ve Servisi
Copyright © 2010 BilCELL.® All rights Reserved.